doc holliday :
hayat o kadar boktan zırvalarla dolduruyor ki beyninizi çok hızlı yaşamak düşünmek filan zorunda kalıyorsunuz anlık yasadıgınız hallerinizi bir önemi yokmuş gibi görmezden geliyorsunuz bu görmezden gelme de kabahatin değil zira eşiklerin çok yukarda
bir derviş o gün bahcede her gün öten bülbülün sesindeki tını değişimini farkedebilecek kadar eşiğini aşagı çekebilir öte yandan normal bir insan yasadıgı igrenme anlarını göremeycek kadar eşiğini yukarı taşıyabilir bu eşik o kadar yukarılara taşınır ki insanlar artık sürekli tiksindikleri kişilerle ynı yataga girer ama o tiksinmeyi yine de farkedemeyebilirler
gene süper bir izah ettim
doc holliday :
ben burda belki psikoloji literatürüne hatta psikanalize bir hipotez getirmiş bile olabilirim
ciddiyim ama sen bunu ıskalayabiliyosun
doc holliday :
bi insanın kendisi hakkında bu kadar uzak olması
semiaa :
eğer öyle ise bu benim için ne kadar kötü birşey.
doc holliday :
ama baska birisinin onu görmediği halde rahatca onun bilinçaltından ve içinden bahsetmesi de berbat olmalı ama insanların cogu bu durumda kendilerine pay bırakmazlar
acilen yasamaları gereken boktan bi hayatları var
semiaa :
insan cidden bu durumda olabilir, dönem dönem bende kendime uzaklaşıyorum.
kendimin yabancısı oluyorum. o yüzden söyleyeceklerin önemli.
doc holliday :
bi kere faul noktadasın
sen kendine dönem dönem yabancılaşan biri değilsin
semiaa :
hepmi yabanıcyım ))
doc holliday :
kendine hep çok uzaktasın.. ama bazı dönemler kendinin bile farkedebileceği kadar kopuyosun
kendisine uzak olanlar bunu farketmez
semiaa :
neyim peki ben?
doc holliday :
yabancı
semiaa :
peki, ben neyim de kendimin uzağındayım?
doc holliday :
yabancısın
semiaa :
aslım ne?
doc holliday :
aslın şu göründüğün formun asıl hali
insanlıgın formu bozuldu
semiaa :
e bu sadece bireysel olarak bana dair bişi diilki
doc holliday :
hımm
bu toplumsal olunca norma mi oluyo.)
semiaa :
benim özüm ne?
doc holliday :
güzel sorular
doc holliday :
bir bebek konusamayacagı ve yeterince iyi bir gözlem olanagımız olamayacak kadr ufak oldugu için
75 yasındaki bebeklerden örnek verebiliriz
doc holliday :
onların kıyafetlerindeki düğme bile önemlidir
ve onlara verdiğin ama çoktaaan unuttugun basit bir söz bile önemlidir
onlar artık yavastır
hayatı yavas yasar
3 ay önce eidlmiş 30 snlik konusmayı hala gündemlerinde tutabilirler
seyrelmiştir yaşamları
kendilerine dönmeye baslamışlardır
literatür zayıflamış
doc holliday :
izlemeleri gerkeen film gitmeleri gereken yer görmeleri gereken kişiler etmeleri gereken iş
özetle kendilerinden uzaklaştıran o sayısız şey pek çok azalmıştır
insan bu yasamsal koyuluga giriyor yürüdüğü andan itibaren
uyandıgı an
tarifeli gündemlere kapılıyoruz
her an
her an
ve asla düşünmüyoruz
doc holliday :
kendimizi yaşamımızı
gerçekte ne duydugumuzu içimizden geleni asla dinlemiyoruz
sürekli bir şeyler yapıyoruz
çoğu boktan
ama yapılması gerektiğini düşündüğümüz şeyler
bir şey yapmadıgımız an "sıkılıyoruz"
hiç durup düşünmüyoruz
düşünmedikçe de yabancılaşıyor insan
asla düşünmüyor
ve hep kendisinin uzagında yasıyor
bu öylesine :
kısa süren tüm her şeyi ıskalıyoruz
kendimizde kısa süren şeyleri de
kalp atışını sayabilir bir insan aslında
semiaa :
ama bu böyle bir sistem.
hayat zaten düşünmemize vakit bırakmayacak gibi tasarlanmış şu halde.
doc holliday
buraya kadarını anladın mı
semiaa
evet
doc holliday :
gerisi kolay
doc holliday :
senin için belki de en önemli şeylerden birisi de
doc holliday :
ilişkide oldugun insanların senin "karakterliliğini" farketmeleri ve bunu mümkünse takdir etmeleri
bunun yeterince takdir edilmediğinden yakındın yaşamın boyunca.. içten içe
bundan dolayı kızdın hatta
ve ne zaman
her ne zaman
bu haksızlıgı işaret eeden çagrıştıran bişi olsa
iğrendin
şaka bile olsa
hep iğrendin
bunu bikaç kez denedim
tepkiler hep aynı
kondurmadıgın için de kısa sürdü
anlık
doc holliday :
ve az önce kasten o kelimeyi kullandıgımda
duraksadıgında da saliseler içinde igrendin
bunu nerden biliyorum
daha önce defalarca deneylediğim için
ama sen bunun farkında bile değilsin
ben anlattıgımda ise hak verdin içten içe
evet bundan hep iğrendiğini hatırladın
semiaa :
sana ara ara bana haksızlık ediyor diye kızdığım çok olmuştur evet.
doc holliday :
kızmak değil
ve obje ben değilim
semiaa :
ama ben kendimi "karakterli" buluyormuyum ki
bundan nasıl bu kadar emin oluyorsun
doc holliday :
bu senin için çok önemli bir eşik semiaa
senin hayata tutundugun ana damar
kendinde gördüğün"kalite" "kişilik" "karakter" adına ne dersen o şey
doc holliday :
sen ana damarın bu
semiaa :
hım. kalite?
doc holliday :
adına ne dersen de
semiaa :
öylemi acaba yafu hakkat : )
doc holliday :
semiaa :
kendimi çok kişilikli karakterli biri olarak görmedim hiç bir zaman.
semiaa :
bunuda açmak lasım
karakteri sabit ve oturmuş olan
doc holliday :
senin adın aslında semiaa de değil
o hatıralar sana ait değil
semiaa :
ahahaha ))))))))
doc holliday :
hepsini bi kitapta okudun kendini özdeşleştirdin
seni kaya kovugunda bulmuşlar oysa
semiaa :
beni kaya kovuğundan bulmadılar
bir geçmişim ailem kültür yapım var :)
doc holliday :
semiaa :
demekki kastettiğin bu
karakterle.
ve benim kendimi yasladığım kavramda o zaman bu diye söylüyorsun
geçmişim ailem kültür yapım.
doc holliday :
değil
semiaa
sana bi soru
karşı komşun hakkında yazdıgın yazıyı sahiden de okumadım
sence
semiaa :
ahahaha )))))))
doc holliday :
o kadından temel farkın ne
semiaa :
hım.
doc holliday :
hadi dene
semiaa :
zor soru
doc holliday :
hadi
kendine giden bir yol bu
gerçekten
semiaa :
en temel farkı onun kendini yasladığı kocası sanırım.
doc holliday :
kendini bi an için silüet olarak da olsa görmek istiyosan dene
onun temel farkını değil
doc holliday :
senin ondan temel farkını sordum
semiaa :
aynı değerlerle büyütülmediğim bi kadın.
öyle kurgulanmadım.
doc holliday :
iki kurgu arasında nitelik farkı mı var
yoksa sadece degişik mi
semiaa :
değişik.
doc holliday :
bi insanın bi kısım "klasikleri !" okuması mı önemlidir yoksa onları 35 yasında iken dandik bir yayınevinin berbat çevirileri eşliğinde okuyormuş gibi etmesi mi
semiaa :
"yaşantılamak" kötü bir çevirinin sonucu idi belki ama okuduğumda üniv yıllarımda idim : )
semiaa :
okuyormuş gibi etmesi kötü tabi.
doc holliday :
yaşantılamak .. yaşamak fiilinin köpek ile eşşeğin çiftleştirilmesinden türeyen hayvan misali aldıgı bir hal sanırım
bir baska fiile de uyarlayabilir misin rica etsem
semiaa :
to experience
tecrübe etmek gibi
doc holliday :
uyarla
ya-şa-mak
maastarı atıp
-tı zaman zarfı
doc holliday :
lamak geçişli mastar
tecrübe etmek
tecrübe et-tilemek
oldu
di mi>?
semiaa :
)))
evet
yav ama sadece tecrübe etmek değil
doc holliday :
hadi bi tane daha yımırtlayalım
semiaa :
tecrübe ettiğin yaşadıklarının
sende kalan kalıntıları diyelim
doc holliday :
fiili aynı şekilde türetmekten bahsediyorum
kavramların anasını zikip bırakamazsın benle konusurken
semiaa :
doc holliday :
kalıntılamak
semiaa (00:40):
ben masusum
ahaha
ama ama
semiaa :
ee?
doc holliday :
kendini onlardan üstün göruyosun
semiaa :
evet.
doc holliday :
kendini onlardan üstün göruyosun
şanslı değil.. güzel değil.. zengin değil.. üstün
semiaa :
e ama şanslı, güzel yada zengin değilim
onlardan
doc holliday :
))
işte bu dediğinin etkisi yetiştirilme koşullarından daha fazla
doc holliday :
ama yanıt bu
kendini onlardan üstün göruyosun
işte bu senin hayata tutundugun ana damar
ve sen buna tutunarak ayakta kalabilen birisin
ne zaman buraya bi saldırı olsa iğrenti gösterdin
iğrentilenmek yaşadın
pardon
semiaa :
ahahah
doc holliday :
iğrentilenmek yaşantıladın
semiaa :
)
aslında
şöyleki
bu alana kim saldırsa
zaten önemsemeyeceğim kadar net bir alan olduğundan
iğrentilemem.
doc holliday :
))
net filan değil
çok narin bir doku
sarsılmaya müsait
hatta bikaç deliği var
kıldönmesi çıbanı gibi seneler geçtikçe delik sayısı da artıyo
semiaa :
nedir mesela?
doc holliday (00:51):
gecen sene ki basarısızlık bir delik açtı
sıkı bi delik
semiaa :
hımm
doc holliday :
bu akşam ben bi delik açtım.. cerahatı bi süre sona akar su an uyusuk lokal anestezi var
daha önce de bi delik açtıydım sanırım
semiaa :
lokal anestezi olduğundan algılayamıyorum
doc holliday :
)))
doc holliday :
neden bi insan kendine olan "inancı"na bel baglar
irade olması gereken yerde bir inanç olması ne moka yarar
semiaa :
neden inanç?
üstün olduğuma duyduğum inanç?
doc holliday :
bu ispatı tedarik edilebilir bişi mi
semiaa :
şimdi de karşı komşumdan neden üstün olduğumu düşüneceğim bi süre
doc holliday (01:01):
senin güç alanın bu
doc holliday :
insan bu cagın paradigmasına saplıdır çoğunca
o paradigmada şudur
efendi değilsen kölesin
doc holliday :
bu paradigmanın cocukları
aşağalayamadıkları ya da efendilik edemedikleri her objeye karşı
aşk-saygı-sevgi-gıpta-imrenme-özenme-deger verme başlıkları altında
doc holliday :
kölelik davranışları sergilerler
bazen karşılıklıdır hatta
(sıkı çaktım bakalım ne ses gelecek)
ehehe
semiaa :
evet sıkı hakkat
semiaa :
kölelik davranışları nedir ki?
kendi tarihime bakarsam göremiyorum
bu tip davranışlar
kızıma belki
doc holliday :
kendi tarihin var mı sahiden acaba
bir tavuk düşün
doc holliday :
30 bin nüfuslu bir çiftlikte her gun yumurta veren bir tavuk
onun kendi tarihi var mıdır
günde ortalama 3 tane fazla yumurtladıgını farzet
ya da digerlrinden daha güzel gıdakladıgını
ya da kümesin fulya semtinde yasadıgını
ya da kümesin en kaslı horozu ile çiftleştiğini
ya da baska baska
doc holliday :
yoldan geçen bir baskası için o tavugun bir tarihi var mıdır?
semiaa :
bir başkası için olması farklı.
benim için olması farklı.
doc holliday :
tarih
yaşayanların değil
yaşayanlar dışındakilerin bilmesi için icat edilmiş bi zımbırtıdır
doc holliday :
daha tarihin tanımını bilmiyon
tavıkÇ)
semiaa :
))))))
geçmişim diye düzelteyim hemen
gıt
gıt
doc holliday :
ehehe
çok güldüm
semiaa :
)
semiaa :
düşünüyorum, kölelik davranışını da açıklayalım
yani kör bir bağlılıkla çabaladığın
karşılığında sahibin olan
doc holliday :
kölelik kör bir baglılık mıdır
semiaa :
sahipliğini alan şey
semiaa :
he yoksa isyan edip özgür olurdun
doc holliday :
:)
kölelik demek için neler olmalı
hadi bulalım
semiaa :
sahip olmalı
ilk başta
doc holliday :
olmalı mı?
sigaraya köle değil miyiz
semiaa :
e tamam
sigara sahip
doc holliday :
sahip senin hakkında tasarrufta bulunabilir olmalı
seni öldürebilir
alır satar
sahiplik ne demek açık
di mi?
semiaa :
evet
doc holliday :
o halde sahiplik şart değil
semiaa :
o zaman sigaraya köle değiliz demekki
doc holliday :
belki de
yardımcı olayım
mantıksal çalışan bir zihnin olmadıgı için sen beceremicen
semiaa :
))
doc holliday :
kölelikten bahsedebilmek için
1- bir ilişki olmalı?
di mi
semiaa :
evet
doc holliday :
2-
bu ilişkide bir süreklilik olmalı
di mi?
semiaa :
evet
doc holliday :
3-bu süreklilik arzeden ilişkide
taraflardan birisinin tüm ya da bir kısım davranışları diğerine tabi olmalı
di mi?
semiaa :
evet
doc holliday (01:15):
4- böyle bir ilişkide diğerine tabi olanın.. bu tabi oluş sırasında "iradesi" kaybolmalı
di mi
semiaa :
evet
doc holliday :
bu duruma kölelik diyebilir miyiz
semiaa :
evet
doc holliday :
peki
yasamına bak
bu türden nitelenemeyecek hiç bir günün geçmiş mi
bulursan söyle
yalanını faş edeyim
semiaa :
ama ben bir insanla bu tarz bi kölelik ilişkisi içine girmedim ki.
doc holliday :
iyi de bizim kölelik tarifimizde
senin bi insan tarafından fatih ilçesi kadınlar pazarı semtinde mezatta satın alınıp evde geyşa olarak kullanılman gibi bir tarif maddesi yoktu sanırım
tanımı birlikte ettik
doc holliday :
insan filan geçmiyodu orda
semiaa :
: )
doc holliday :
sen kölelik denilince köle isaura filmini mi hatırlıyon anam
semiaa :
)))
güseldi ama o film
dizi
doc holliday:
aslında sinema filmi olarak çekilmiştir 60 lı yıllarda
semiaa :
böyle koyduğunda tanımı
doc holliday :
sonra brezilyalı uyanıklar dizi ettiler
semiaa :
zaten bunun dışına çıkmak imkansızlaşıyor
doc holliday :
yahu semiaa
neden içine girmeden dışarı çıkmaya ugraşıyosun
kendini bu kadar önemli sanmana gerek yok
mesele kendini tanımak olmalı
kendini illa bi takım şablonlara uydurmak zorunda mısın
asıl olan sen neysen onu görsen daha mutlu olacaksın
hiç mi acımıyosun kendine
doc holliday :
kendini tanımaya çalışsan keşke azıcık
doc holliday :
en basitinden
yukarıdaki
günümüz insanının
hele ki kendisini belirli bir kültürel eşiğin üzerinde sanan dıngıloşların üçinde bulundukları efendi köle iletişim sarmalını farkedebilsen
sana davrananlara ve senin davrandıklarına bakış açın çok değişebilir
doc holliday :
çok özgün ve gerçek anlamıyla tarifini kendin yaptıgın bir ahlak kuşanabilirsin
ahlak derken edep filan diye tarif edilen ahlak demiyorum
ahlak davranış kalıbı anlamında
19 Nisan 2010 Pazartesi
17 Nisan 2010 Cumartesi
ayaküstü bir sohbet
semiaa (15:09):
anneme bi köpek almam lasım
doc holliday (15:09):
beni annenen paketleyip gönderemezsin
kafasındakinden daha iriyim sanırım
semiaa (15:09):
ahahaha
))))))))
semiaa (15:10):
önce bizim evde az bi yaşatmayı düşünüodum
iyice bi oynayıp
yaza yollıycam
doc holliday (15:10):
annene bi köpek alacaksan bu kaniş olamaz heralde
dogu karadenize ve açık alana uyar bi köpek olmalı
semiaa (15:10):
kurt köpeği bulmam lasım.
doc holliday (15:10):
ve onu senin 28 m2 lik evinde oyuna zorlaman
şöle olur
semiaa (15:11):
doc holliday (15:11):
seni bir su bidonunun içine kouyp hadi bizi eglendir dediklerini düşün
semiaa (15:11):
minikken alırım
yaza büyür diye düşünmüştüm : )
doc holliday (15:11):
hımm
doc holliday (15:12):
bi köpeğin en önemli evresi ilk 2 sonaki en önemli evresi ilk 6 ayıdır
semiaa (15:12):
annememi alışmalı yani
ilk 2 ay?
doc holliday (15:12):
hayır ruh hastası olmamalı
semiaa (15:12):
ahahaha
doc holliday (15:12):
köpeğin ilk 6 ayı insanın ilk 12 senesi gibidir
yeni doğmuş bi bebegi 12 yasına kadar kavanozda yasatıp sona ailesine verseler nası olur?
semiaa (15:13):
hoş olmas evet.
doc holliday (15:13):
kurt gezdirilmesi gereken bi köpektir
oyuncak değildir
oynamayı sever öyle alıştırırsan
bu benim karakterimde birine evcilik oynatmaksaçlarını tepeden iki tavsan kulak baglamakla aynı şey
semiaa (15:14):
e biz oynuoduk babannemin kurt köpekleri ile
doc holliday (15:14):
ben kölelik zamanlarına geri dönülmesinin hayalini kuruyorum
bi sürü kölem olurdu kesin
semiaa (15:14):
kölelik insani bi durum diildir : )
doc holliday (15:14):
bence gayet insani
doc holliday (15:15):
insan yasamının hatrı sayılır bir kısmını kölelik içgüdüsünü doğrulayarak geçirir
anasına babasına sevgilisine ideolojisine cocuguna işine... kölelikle
semiaa (15:15):
katılmıyorum.ç
semiaa (15:16):
öyle olsa mutlu olurlardı bu "köleler"
doc holliday (15:16):
katılman tüm yaşamının nerdeyse % 90 ınını inkar olurdu
kölelik mutlu eder özünde
semiaa (15:16):
%10 u merak ettim yaf
doc holliday (15:16):
oysa kölelikle örneklenen hadiselerin çoğu kölelere eziyet edildiği anlardır
o yüzde 10 uykularının bir kısmı
semiaa (15:17):
ahahaha ))
doc holliday (15:17):
sıkıyosa bu konusmayı ilk andan itibaren blokuna koy
anneme bi köpek almam lasım
doc holliday (15:09):
beni annenen paketleyip gönderemezsin
kafasındakinden daha iriyim sanırım
semiaa (15:09):
ahahaha
))))))))
semiaa (15:10):
önce bizim evde az bi yaşatmayı düşünüodum
iyice bi oynayıp
yaza yollıycam
doc holliday (15:10):
annene bi köpek alacaksan bu kaniş olamaz heralde
dogu karadenize ve açık alana uyar bi köpek olmalı
semiaa (15:10):
kurt köpeği bulmam lasım.
doc holliday (15:10):
ve onu senin 28 m2 lik evinde oyuna zorlaman
şöle olur
semiaa (15:11):
doc holliday (15:11):
seni bir su bidonunun içine kouyp hadi bizi eglendir dediklerini düşün
semiaa (15:11):
minikken alırım
yaza büyür diye düşünmüştüm : )
doc holliday (15:11):
hımm
doc holliday (15:12):
bi köpeğin en önemli evresi ilk 2 sonaki en önemli evresi ilk 6 ayıdır
semiaa (15:12):
annememi alışmalı yani
ilk 2 ay?
doc holliday (15:12):
hayır ruh hastası olmamalı
semiaa (15:12):
ahahaha
doc holliday (15:12):
köpeğin ilk 6 ayı insanın ilk 12 senesi gibidir
yeni doğmuş bi bebegi 12 yasına kadar kavanozda yasatıp sona ailesine verseler nası olur?
semiaa (15:13):
hoş olmas evet.
doc holliday (15:13):
kurt gezdirilmesi gereken bi köpektir
oyuncak değildir
oynamayı sever öyle alıştırırsan
bu benim karakterimde birine evcilik oynatmaksaçlarını tepeden iki tavsan kulak baglamakla aynı şey
semiaa (15:14):
e biz oynuoduk babannemin kurt köpekleri ile
doc holliday (15:14):
ben kölelik zamanlarına geri dönülmesinin hayalini kuruyorum
bi sürü kölem olurdu kesin
semiaa (15:14):
kölelik insani bi durum diildir : )
doc holliday (15:14):
bence gayet insani
doc holliday (15:15):
insan yasamının hatrı sayılır bir kısmını kölelik içgüdüsünü doğrulayarak geçirir
anasına babasına sevgilisine ideolojisine cocuguna işine... kölelikle
semiaa (15:15):
katılmıyorum.ç
semiaa (15:16):
öyle olsa mutlu olurlardı bu "köleler"
doc holliday (15:16):
katılman tüm yaşamının nerdeyse % 90 ınını inkar olurdu
kölelik mutlu eder özünde
semiaa (15:16):
%10 u merak ettim yaf
doc holliday (15:16):
oysa kölelikle örneklenen hadiselerin çoğu kölelere eziyet edildiği anlardır
o yüzde 10 uykularının bir kısmı
semiaa (15:17):
ahahaha ))
doc holliday (15:17):
sıkıyosa bu konusmayı ilk andan itibaren blokuna koy
Melahat'i herkes tanırdı. Herkes için iyi birisi diye tanımlanacak kişiydi. Ben onu tanıdığımda henüz karşı dairede oturduğunun farkında değildim. Hatta aynı binada yaşadığımıza dair bile fikrim yoktu. Mütemadiyen çok yokuşlu mahallemizin en dik yokuşunun altında bulunan süpermarkette karşılaşırdık. O şişman bir kadındı, bense çok unutkan, bu yüzden sık sık kendimizi süpermarkette rafların arasında birşeyler ararken bulurduk. Melahat'in ileri doğru kavisli yuvarlak aşağılara doğru uzanan göbeğinin üstünde sallanan iri memeleri, çatık kalın kaşlarının önünde duran ve hernekadar kolormatik izlenimi versede hemen her ışıkda bir parça kahverengi durup onu az daha yorgun, yalnız ve yaşlı gösteren gözlükleri vardı. Rivayet olunurdu ki kocası onu kendisinden genç bir kadın için terk etmişti. Bundan sonraki süreç zarfında iş ve ev arasında gidip gelerek, yemek ve temizlikle kendi varoluşuna anlam katmaya başlamıştı. Bunu bana olan bakışlarından anlıyordum. Bense onun aksine çocuklu, sevgilili, pasaklı, kariyerli, yemek ve temizlikten anlamayan, iyi araba kullanıp, komşularının yalnız bir kadın için ne kadar korkutucu bir söylem olabilecek "apartmanda fare varmış aman senin kapında eşik yok, mutlaka yaptır bak içeri giriverir mazallah" uyarılarını tınlamamış, sırf bu yüzden bu konuda çok da eğlenerek hiç birşey yaptırmadığı gibi birde utanmaksızın bu uyarıları yapanların eve girebilecek fareyi kendileri için cesurca "hal" edebilecek kocaları olmasına rağmen "iyi de fare dediğin ne olacak bir kalem büyüklüğündeki delikten bile geçebiliyormuş, bütün kapılardan girebilirki, malum bizim kapılarda eşikleride duvarlarda delik dolu" cüretkar karşı söylemini geliştirme küstahlığında bile bulunmuş bir kadındım. Ben onun "değil"lemesi gibiydim. Yalnız yaşadığı uzunca süreç boyunca karşı kapıda yaşamasına rağmen, çoğunlukla selam vermedi hatta egosuz, sakin hallerim ve sevimli gülümseyişlerimle konuşma fırsatı aradığım zamanlarda bile bana bakmadı. Ne zamanki "aman o adam çok fena bi adammış" söylemleri ile eski kocası muhtemelen genç sevgilisince terk edilip geri döndüğünde boyu belimi henüz geçen bu eski koca ardında durup bana pek bir tuhaf bakmakta iken başını kaldırdı ve gülümsedi. Bende ömrümün tüm melahatleri ve cep kocalarını onun sakin yüzü nezdinde gülümseyerek selamladım.
31 Mart 2010 Çarşamba
Oysa trafik saatinden önce çıkmıştım yola. Oda nedir ki? Trafik saati herkesin kaotik bir ortamda berbat geçen iş gününün sonunda evine dönmeye çalıştığı bu sırada da tüm agresifliğini hem boşalttığı hem yeniden depoladığı zaman dilimi. İş yerinin önündeki daracık sokaktan başlamıştı zaten, öndeki ford transit devasa cüssesine bakmadan üstüme kırıp sağa dönmeye çalışıyordu, arkamdaki taksi ona yol verme diye ciyak ciyak bağırmak babından flaşörlerini yakıp yakıp söndürüyordu ve ben ilerde duran audi 4 e bakıyordum, yavrum audi, benim olmalısın, günü gelecek benim olacaksın! Direksiyonu sağa sola kırıp sonra azıcık gaz ve frenle audinin arkasına yapıştım, taksici ardım sıra, transit kalakaldı burnunu azıcık uzatmış halde. Arabamda oturan iki kıdemli meslektaşım koltuğa gömülmüşlerdi gergin, şehre yeni tayin olmuşlardı, kalabalığa ve hengameye daha tam alışamadan benim arabama binme talihsizliğini yaşıyorlardı, önde oturanın yüzünde hafif bir seyirme başlamıştı. Yol ilerde caddeye çıkıyordu, cadde dönüşüne kadar audinin dibinden ilerledim, tümseklerde hoplayıp çukurlardan kaçmadan, araya başka bir daralmış arabanın bir araç mesafe daha önce gidebilmek için yapabileceği şaklabanlıklara izin vermeden. Siyah audi caddede sağa döndü, ben sola, bir kaç arabanın önünü keserek duruveren araç yığının bir parçası oldum. Bana istemeden de olsa yol vermesinin bedelini aksi yöndeki trafik akışının akmayış haline gelmesiyle kendi yönünü de tıkamakla ödeyen toyota sürücüsü öfkeli kalın kaşlarını kaldırmış elleri huzursuz direksiyonda birşeyler söylemekteydi . Nihayet zımni kabuller doğrultusunda diğer tarafın akışını kesmemem için zorla bana yol veren mercedes'e hafif bir baş selamıyla teşekkür ettikten sonra (birde avucun ayası karşı taraftan görünecek şekilde hafif el kaldırma hareketi vardır 'sağolasın gözüm' der gibi, ama o daha ciddi bir kıyak gerektirirdi.)Belediye otobüsünün arkasına yapıştım. Aksi istikametin açılan yolundada sağ tarafımıza bir dolmuş iyice yanaşıp başucumuzda duruverdi. Kuşatılmış araçlar. Bu anlık hareketsizliği değerlendirmeye çalışan yaya güruhu akın akın arabanın önünden arkasından yanlarından fırlayıp itiş kakış yürümeye çalışırlarken daha kıdemlisi iç çekişle diğerine mırıldandı "Mehmet.. iyiki getirmemişiz arabaları. Kalsınlar boşver."
29 Mart 2010 Pazartesi
Üç günden beri ofisinden çıkmıyordu. Yüzü incelmiş, gözleri küçülmüştü. Oysa her daim genişti, geniş bakışları, geniş omuzları, iri bedeni ile. İçeri girdiğimde koltuğunda oturuyordu, geriye doğru biraz kaykılmış. İyi filmler ve diziler izlemekten gözleri biraz nemli, keskin gözlüğünden bile fark edilebiliyordu. Her zamanki gibi gülümsedi, gülümseyişi yüzüne yayıldı, "hoş geldin" dedi yumuşak. Bense gergindim her zamanki gibi, koltuğa oturamayacağımı, otursamda elimdekileri düşüreceğimi, çakmağımla sigaramı yakamayacağımı, yaksamda sigaramın külünü etrafa dökeceğimi, önüme birazdan koyacağı çay bardağını tutarken elimin titreyeceğini, kaynar çayla bir miktar haşlanan parmaklarıma rağmen gıkımı çıkaramayacağımı düşünüyordum. Onun daha derin düşünceleri vardı. Hep öyle olurdu zaten. Birde büyülü kitaplığı vardı ki, genelde en ummadık anda sevimsizce çalan telefonda verdiği uzun söylevsel konuşmaları sırasında, sözcüklerinin arasında buharlaşıp kaybolarak beni kitaplarını rahatça karıştırabilmem için başbaşa bıraktığını hayal ederdim. Ama bu sefer çalan telefonu bile cevaplamayacaktı büyük bir ihtimalle. Kaygı duygusu yada sevimsizlik içgüdüsü. İnsanın kendi ile kaldığı anlar diğer anların reddimidir? Günlük telaşlarım içinde muhatap olmak zorunda olduğum yada yaşantıladığım yığının reddi. (Ah benim alt katta oturan güzelim komşum, aslında senden hiç hazzetmiyorum, bazen beni tek kişilik bir oyunun tek izleyicisiymişim gibi eğlendirsende, aramızdaki tüm ilişki, ortak paydalarımız; hemcins oluşumuz, aynı binada yaşayışımız, benzer yaşlardaki çocuklarımız, hiç ama hiçbiri içimde dalga dalga kabaran yüzüne bakıp "üfff" deme isteğimi bastıramıyor. Hepinize üfff.) Oysa buraya geliş nedenim Onu görmekti. Ona özenmek değil. Belkide hep aynı şeyi yapıyordum. Neyi okursam okuyayım, kendi algılamak istediğimi, kendime dair olanı alıyordum sadece. Otursana deyişiyle hala ayakta karşısında durduğumu fark ettim. Birden eğer oturursam sadece hangi an kalkmam gerektiğini bilemeyeceğimden onun gibi kımıldamaksızın birkaç gün o koltukta kalacağımdan korkarak çıkmam gerektiğini söyledim. Binadan çıkınca kentin kalabalık saatindeki hengameye baktım yolun ucundan. Kalakalmanın çekiciliğinden sıyrılıp karman çorman yaşamıma dönmenin ehilliğiyle devam ettim.
27 Mart 2010 Cumartesi
Şapkacı, Tim Burton ve çocukluk hayallerim
Sonsuz bir düşme ile içine yuvarlandığım çocukluk masallarım... İstersen kalabilirsin alice. Gerçeği yaşamaktansa kendi şizofren dünyanın karanlık çatlağına yerleşebilirsin. Bilincini bulanıklaştıran, kendi kurgularını üreten kimyasalların ve Şapkacı ile beraber. İstersen alice. Elektroşokun dayanılmaz titreşimlerini beyninin tam içinde hissettiğin anlar haricinde kalabilirsin. Yinede seni unutmayacağım şapkacı!
20 Mart 2010 Cumartesi
kinyas ve kayra üzerine
Okunmayacak kitaplar listesi. İlk elli sayfa umutsuz bir nihilizm içeriyor üstelik fazlasıyla "yerel" bir nihilizm yada "yerel" umutsuzluk. Varoluşumun kıçı kırık kaygıları. (O beni çok hanfendi sanıyor o yüzden onun yanında sigaradan sararmış dişlerimi, lekeler içindeki minelerini özellikle göstermemek adına hiç gülümsemiyorum, ağzımdan çok ahlaka mugayir bir kelime çıkması endişeleri içinde o tek kişilik 'savunma koltuğu'na oturuyorum sadece. Ben aslında tek başınayım imgesi için. ) Kitabın kurgusu da allak bullak. Bir bulanıklık içinde. Ve nedense en son gelip dayandığı nokta, (ilk yetmiş sayfada) bir gemi oldu, ki bu da son zamanlarda nedense karşıma çıkıp duran bir durum. Kitaplardaki karakterlerin er yada geç gemiye binme durumları. Ben aslında o kitabı "ya bu kitapda çok popüler ama bence aslında şunun yerini tutmuyor" eleştirisinde bu ile şu yu karıştırdığım için aldım. Üstelik bana kendi kötücül oyunlarını oynayan hafızam nereden okuduğum konusunda da hiç ipucu vermiyor ki yeniden şu ya ulaşma ihtimalim üzerine yorulayım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)