29 Ağustos 2014 Cuma
İnsanlarla vedalaştın. Ölmeyecektin, sadece gidiyordun, yinede tanıdığın bildiğin herkesle "usulünce" vedalaştın. Bu son ziyaretlerde, her seferinde, bir film şeridi gibi hayatının o insanlarla paylaştığın kısmı gözünün önüne geldi. En son, oda arkadaşın işyerinden çıkıp, çuval ve dosyalarla dolu odada bir başına kaldığında, çekmeceni açtın. boşaltmak için. Ağlayacak gibi oldun. Boşaltamadın çekmeceni. Sustun. Kalkıp gittin.
16 Ağustos 2014 Cumartesi
Kadın anlatıyor. Anlatırken gözleri doluyor. Eşinin cep telefonunda yakalamış mesajı. Hüzünlü bir mesajmış. Aldatılmış birçok kadın gibi acımış, kendine, ve kabul etmiş. Şimdi çocuğu 9 aylık. Boşanmayı düşünmüş. Ama bunu çocuğuna yapamayacağını, onu babasından mahrum edemeyeceğine karar vermiş. Zaten mesajın içeriğinden kadının terk edildiğini anlamış. Bitmiş bir ilişkiymiş. Anlıyormuşum değil mi, kadını ihtiyaçları için kullanmış sadece, Onun için bu çok önemliymiş, O bunsuz yapamazmış ve bu süreçte kendisi doğal olarak buna yanıt veremiyormuş. Öyle olurmuş ya.
Böylece rasyonelleştirilen aldatma sürecinde birde "çocuğu babasından mahrum bırakmama" ulvi kararı da eklenince kadının mutlu evliliği devam ediyor, buna birde evlilik yıldönümünde gidilecek tatil eklenince,gelmiş geçmiş kötü günler.
İşte hayat böyle hep aynı kısır döngülerle devam ediyor. Ne ilk ne son olacağın hikayelerde ilerliyor. Benden doğru kararı verdiğine dair bir destek cümlesi bekliyor. Ne demeliyim. Kim için? Bütün kadınların makus kaderi için şöyle demeliydim, "affedip kabul ederek, zaten bunun tam da böyle olmasını sağlayanlardan birisin" yada, sadece arkadaşımı sevdiğim üzülmesini istemediğim için, "ya evet aslında tabii yanlış yapmış ama sen çocuğun için en doğrusunu yapmışsın, artık düşünmen gereken şey oğlun" ve hatta biraz da eğlence katmak için "evet ama biliyormusun, aldatmak öğrenilen birşeydir,er yada geç sende onu aldatacaksın". Ya da acı bir dost söylemi, "bir kere affedildi. yine yapacak." Realist de olunabilir. "neden cinselliğe bu kadar önem atfediyorsun ki, abartacak birşey yok." Daha dramatik ama gerçeklikten uzak, "bu hikayenin elle tutulur bir tarafı yok, boşanmanla çocuğun babasından mahrum olmasının ne ilgisi var, çocuk boşanmıyor sen boşanıyorsun."
Ya da. Boşver, herşey saçma zaten. Sal gitsin.
Böylece rasyonelleştirilen aldatma sürecinde birde "çocuğu babasından mahrum bırakmama" ulvi kararı da eklenince kadının mutlu evliliği devam ediyor, buna birde evlilik yıldönümünde gidilecek tatil eklenince,gelmiş geçmiş kötü günler.
İşte hayat böyle hep aynı kısır döngülerle devam ediyor. Ne ilk ne son olacağın hikayelerde ilerliyor. Benden doğru kararı verdiğine dair bir destek cümlesi bekliyor. Ne demeliyim. Kim için? Bütün kadınların makus kaderi için şöyle demeliydim, "affedip kabul ederek, zaten bunun tam da böyle olmasını sağlayanlardan birisin" yada, sadece arkadaşımı sevdiğim üzülmesini istemediğim için, "ya evet aslında tabii yanlış yapmış ama sen çocuğun için en doğrusunu yapmışsın, artık düşünmen gereken şey oğlun" ve hatta biraz da eğlence katmak için "evet ama biliyormusun, aldatmak öğrenilen birşeydir,er yada geç sende onu aldatacaksın". Ya da acı bir dost söylemi, "bir kere affedildi. yine yapacak." Realist de olunabilir. "neden cinselliğe bu kadar önem atfediyorsun ki, abartacak birşey yok." Daha dramatik ama gerçeklikten uzak, "bu hikayenin elle tutulur bir tarafı yok, boşanmanla çocuğun babasından mahrum olmasının ne ilgisi var, çocuk boşanmıyor sen boşanıyorsun."
Ya da. Boşver, herşey saçma zaten. Sal gitsin.
13 Ağustos 2014 Çarşamba
Beynim klavyeye akacak. Hava sıcak, odanın dört bir yanı bitmeyen işleri yazılmayan raporları gözüme sokmak için saçılmış açık koli, çuval, belge dolu. Kızımı özledim. Yanımda olsaydı. İş çıkışında evde beni bekliyor olsaydı mesela. Bencilliğin daniskası ama olsun. Hava sıcak. Kızım uzakta. Yapılacak çok iş, harcanabilecek az enerji var. Kıpırdayasım yok. Toplanmak istemiyorum. Rapor yazmak istemiyorum. Bu şehirde kalmak istiyorum.
24 Temmuz 2014 Perşembe
Ben ilkokula gitmeden önce okumayı öğrenmiştim. Beş altı yaşlarında başladım kitap okumaya dedi karşımdaki.
Kendi makus tarihimi düşündüm. Ablam benden on yaş büyüktü ve kitapsever babam ona okumayı sevsin diye bir kitap seti almıştı. Neler yoktu ki içinde, küçük hanımlar, alice harikalar diyarında, Tom Sawyer. Ben daha küçüktüm. Okuyacak yaşta değildim. Ama şirindim. Eve gelen her misafirin yanına gidip bu kitaplardan birini eline tutuşturup "bana okur musun?" derdim. En çok büyük kuzenim okurdu bana. Sarı uzun saçlarını geriye atar, bıkmadan uzun uzun okurdu. İlkokula kadar iki kitabı bitirdim böylece. Sonra okumayı öğrendim. Kendime ait bir odam yoktu, çekilip kitabımla başbaşa kalabileceğim. Ama benden başka kimsenin girmediği uzun örtüsü yerlere kadar ulaşan yemek masasının altı vardı. Bana ait mekan. Masa altına girer, kaybolur, okuduğum kitapta bulurdum kendimi. Boyum masanın altında kaybolmama izin vermeyecek kadar uzadığımda artık miyop olmuştum.
Kendi makus tarihimi düşündüm. Ablam benden on yaş büyüktü ve kitapsever babam ona okumayı sevsin diye bir kitap seti almıştı. Neler yoktu ki içinde, küçük hanımlar, alice harikalar diyarında, Tom Sawyer. Ben daha küçüktüm. Okuyacak yaşta değildim. Ama şirindim. Eve gelen her misafirin yanına gidip bu kitaplardan birini eline tutuşturup "bana okur musun?" derdim. En çok büyük kuzenim okurdu bana. Sarı uzun saçlarını geriye atar, bıkmadan uzun uzun okurdu. İlkokula kadar iki kitabı bitirdim böylece. Sonra okumayı öğrendim. Kendime ait bir odam yoktu, çekilip kitabımla başbaşa kalabileceğim. Ama benden başka kimsenin girmediği uzun örtüsü yerlere kadar ulaşan yemek masasının altı vardı. Bana ait mekan. Masa altına girer, kaybolur, okuduğum kitapta bulurdum kendimi. Boyum masanın altında kaybolmama izin vermeyecek kadar uzadığımda artık miyop olmuştum.
Hava sıcaklığı 31 derece. Nem %80. Evdeyim. Dışarıya, bulutlara bakıyorum. Yağacak. Sakinleştirecek. Hayatı daha yaşanılır kılacak. Yorgun değilim. İyi uyudum. Gözlerimi kapatıp bugünü "dinlenmeye" ayırabilirim. Uzun zaman yapmadığım kadar sade bir gün geçirebilirim. Daha az kaygılı. Daha çok tembel. Yazabilirim. Sadece kendim için. Okuyabilirim. Yapmam gereken bir kaç küçük keyifli işi tamamlayabilirim. Bunun bir lüks olduğunu biliyorum. Bu beni hep mahcup hem sevinçli kılıyor. Tüm bu karmaşanın orta yerinde sakin bir hayatı sürebilmek.
15 Temmuz 2014 Salı
Ben o şehirde doğdum ve büyüdüm. Telefondaki ses "Trabzon" dediğinde, o şehirde geçen çok mutlu günlerle çok sıkıcı günleri, yapayalnız kalmakla, kendini kocaman büyük bir ailenin içinde hissetmeyi aynı mekanda yaşadığımı hatırladım. Yağmuru ve denizi sevmeyi bu şehirde öğrendim. Ergenliğimde, anadolunun bir bozkırına savrulduğumda, bir şehir içinde incecik sızıyla nasıl özlenir öğrendim. Bir de tabii ki, İstanbul'dan ayrılıp Trabzon'a yerleşen babamın izinden devam etmenin romantizmi de var. Hepsinden tuhafı da bekar bir anne olarak yapayalnız verdiğim hayat mücadelesinde, 'eve' dönüyor olmanın hem anneme hem o şehirde yaşayan kuzenlerime verdiği güvenlik hissi. benim adıma hissettikleri güvenlik hissi değil bu. Kendileri için hissettikleri "artık yanımızda, bir sıkıntı yaşarsak arkamızda" duygularını hesapsız, içten gösterişleri. Gideyim kendi "şehzade"mi yetiştireyim madem.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)