Oysa o kadar yazasım vardı ki. Ama biri benden önce bunun ne menem bir duygu olduğunu, hem yazmak istediğini, hem yazamadığını, bu yüzden nasıl bunaldığını, herşeyi, uzun ve renkli kelimeleriyle anlatmıştı çoktan. Bana ne kalmıştı. Kendi kendime küsüp, bunalmaya devam etmeliydim. Ama hava sıcaktı. İnsan tek başına bunalamıyordu da, birilerini de peşinden darlamak istiyordu. Kimse de yoktu. Yalnızlık kötüydü.
9 Mayıs 2021 Pazar
Sonra bir sabah uyandığında salonun
yerinde olmadığını görüyorsun. Salon yerine, evin koridorun sonunda bittiğini,
sadece mutfağa doğru hafif bir dönüş yaptığını. Çünkü salon senin için evin
önemli bölümüydü, günün neredeyse onsekiz saatini orada kanepenin sağ köşesinde
geçirmeye başlamıştın salgın günlerinde. Hayatın, yan tarafında duran küçük bir sehpa ile bir dizüstü bilgisayardan
ibaretti neredeyse. Sehpa kahveni koyduğun, durmaksızın içtiğin sigaranın külünü
serptiğin kültablasının bulunduğu mütemim cüzün. Neleri yitirdiğini
düşünüyorsun salonun gidişiyle. Kitapların. Güzelim yıldız ışıkların, ledli,
kütüphanenin etrafına sardığın. Telefona sarılıyorsun. “Evin salonu kaybolmaz
Semiha” diyor telefonun ucundaki ses. İnanmasa da temkinli bir gerginlik
içinde. Sıkıntılı huzursuz “bildiğin gibi değil işte, neyse ki mutfak var hala,
kahve içebiliyorum” diyorsun. Telefonun ucundaki ses sessizliğe bürünüyor.
Yorgunsun. Gözlerini biraz kapatmak için yatak odana dönüyorsun. Evin salonu belki
döner bu sefer yeniden gözlerini açtığında. Huzursuz bir umut içindesin.
24 Mart 2021 Çarşamba
Yaşın kırk yedi olmasından mütevellit, elimde tuttuğum kitabı gittikçe daha uzaklaştırdığımı, bir süre sonra bu uzaklaştırmaların da kar etmediğini fark ettiğim zamanlarda daha kötü bir şey oldu. Uzağı görmek için kullandığım ve genelde kontaklensle yaşayıp gözümün aslında miyop olduğunu bile unuttuğumdan pek hor davrandığım gözlüğüme basarak kırdım. O zaman vahim bir şey keşfettim, aslında kitap okurken burnumun üzerinde tutmak yerine, kafamın üzerine koyduğum ve taç olarak saçlarımı geride tutma işlevi gören gözlüğün bu konumu aslında yakına bakarken gözlüğü kullanamadığım, görmem yerine görmememi sağladığı için bunu bilinçsizce yaptığım. Miyopi acısı, hayatta iki seçenek bırakıyordu. Uzağı görmek için gözlük kullanıp yakına bakarken gözlüğü taç yapmak, ya da kontaklense devam edip bir yakını görme gözlüğü edinmek. Her halde en az bir gözlük kullanmak zorunda kalmak. Acı ve keder içinde gittiğim göz doktorunun daha dahiyane bir fikri vardı. İki gözlük yerine üç gözlük reçetesi verdi. Uzak için, kontaklens kullanırken yakın için ve kontaklensi çıkardığımda ne tam yakın ne tam uzak olan mesela masa ortasında duran bilgisayar ekranı gibi orta mesafe gözlüğü. Bundan sonrası sizin için biraz daha karışık olacak diye ekledi.
14 Mart 2021 Pazar
Yan köylüm, iş arkadaşım arıyor. Beraber çalıştığımız zamanlar üzerine yıllar geçmiş başka şehirlere savrulmuş, sonra daha başka şehirlere tayin görmüşken. Tayin olunmaz bazen tayin "görülür". O gördüğünü hem iliklerine kadar hissedersin, bambaşka bir şehirde, tanımadığın, bilmediğin bir kültürün orta yerinde kaldığında. Nasılsın iyi misin bu pandemi ne uzun sürdü gelenekselleşmiş kalıp konuşmaların ardından film öneriyor. Hepimiz bunaldık tabii. Bu memleketlimin bana böyle "bayanlar çok beğeniyor bu filmi" dipnotuyla önermesi yoksa başka türlü açıklanamaz. Yahu benim bayanların çoğunluğunun beğendiği neyi beğendiğimi gördün? hatta beylerin? Çoğunluğun baylı bayanlı beğendiği bir şeyi benim beğendiğimi ne zaman gördün. Bu pandemi yüzünden hep, karantina yüzünden. Sakinim ama.
12 Şubat 2021 Cuma
Semiha elindeki tableti bıraktı, gözlerini kapattı ve parmaklarıyla gözlerine bastırdı bir süre. Okuduğu kaza sahnesi yaşadığı ile birebir örtüşüyordu. Kelimelerin arasında arkadaki arabanın kendisine çarptığında çıkan sesi duymuş gibiydi, sonrası kapkaranlık belirsiz bir sürenin ardında döndüğünü, elinin ayağının bir uzantısı, uzvu haline gelmiş gibi kullandığı arabanın aslında ondan bağımsız bir teneke olduğunu fark ettiği yine de hiç bir şeyi fark edemediği bir boşluk. Karanlık. Aklına ilk gelen şey "frene basmalıyım" cümlesi oldu niye sonra. Ama fren her zaman ayağını uzattığı yerde değil miydi? freni bulamadı bir süre, sonra derin nefes aldı tekrar, frenin nerede olduğunu düşünmeyi bıraktı, arkasından bir başka araç bir kere daha çarptı bu sefer hafifçe, çarpan araba ilerledi, sağa çekti ve durdu. Semiha aynı şeyi yaptı, sağa çekti aracı ve durdu. Durduğunda freni bulduğunu fark etti. Kapıyı açtı ama inmeden kızını araması gerektiğini düşündü, şimdi de telefonu bulamıyordu. Arabadan inip koltuğa baktı, akşamın karanlığında pek bir şey seçemiyordu. Kendisine ilk çarpan araç çok geride kalmıştı, demek ki o kadar süre savrulmuştu, ikinci çarpan araçtan inen adam yanına geldi, iyi misiniz dedi, sanırım dedi Semiha, telefonuna ulaşmalı ve kızını aramalıydı, kızı onu alması için bekliyordu, 20 km ilerde, ve saat daha geç olursa herhangi bir toplu taşımaya binemezdi eve dönmek için, adam telefonuyla birilerini aramaya başlamıştı. Nihayet telefonu bulduğunda onu telaşlandırmadan eve otobüsle dönmesi gerektiğini hafif bir trafik kazası geçirdiğini ama işlemlerin uzayacağını söyledi. Makas atarak en sonunda güvenlik şeridinde duran minibüse çarpan, çarpmanın etkisiyle yola uçan ve Semiha'nın en son önünde uçarak düştüğünü gördüğü motorcu çok gerilerde yerde yatıyordu. Semiha havadaki adamı görünce frene basmıştı, çarpmamak için sola kırmıştı, ama tam o sırada en sol şeritten arkadan kendisini sıkıştıran araç yüzünden canından bezmiş, orta şeride geçmekte olan araba saatte 100 km hızıyla arkadan çarpmıştı. Bu açılı vuruşla Semiha'nın minik sevimli kırmızı arabası bilardo topu misali kendi etrafında dönerek savrulmuştu. "İlk büyük kazanız mı?" diye sordu ikinci çarpan arabanın sürücüsü bu sefer de. "ilk kazam" diye mırıldandı Semiha. "Çok iyi kurtardınız ama refüje çarpmadan" İyi mi kurtarmıştı ki? Hiç bir şey hatırlamıyordu Semiha. Kocaman karanlık bir boşluk. Sonrası polisin tutanağında motorcuyu kurtaran ve kendi aracını feda etmiş olan Semiha. Karakolda ifade alınması için diğer üç sürücüyle birlikte beklerken ikinci çarpan aracın sürücüsü "masumlar apartmanını izlemiş miydiniz" dedi ortaya. Bahsettiği dizi bir araba kazası ile başlıyor, sonunda birbirlerine aşık olan iki araç sürücüsü evleniyordu. Semiha o an çok sinirlendiğini sandı. Oysa asıl, üç gün sonra iş arkadaşı Semiha'nın geçirdiği kazayı diğer iş yeri sakinlerine anlatırken "yok canım akşam 9 değildir o, sabah 9'dur kazanın olduğu saat, akşam 9 da basın ekspres yolunda ne işi olur ki Semiha'nın" dediğini kendisine böyle açıkça söylerken sinirlendi.
13 Ocak 2021 Çarşamba
15 Ekim 2020 Perşembe
'Gönül Yarası'nın
en çarpıcı konuşması kızının Nazım hoca ile yaptığı değil midir. Onbeş yıl
sonra filmi tekrar izleyip tekrar hüzünlenirken, ne kadar sahici olduğunu
düşünüyorum. Bir hafta önce arabada, bir otobüs terminalinin boş park yerinde,
Ankara'dan gelecek otobüs gecikmiş, beni kaygılarımla ve yorgunluklarımla baş
başa bırakmışken günün kaçıncı sigara paketini açmıştım, 'On'u beklerken. Otobüsten inişi,
ağır ağır yürüyüşü arabaya doğru, bakınca bu adamın bu arabaya sığmayacağını
düşündüren devasa sevgili. Filmin en
yakıcı cümlesi “bir üçüncü yol yok mudur?” o zamanlar en çok dikkatimi çeken
anıyken, şimdi, Nazım hocanın kızının gözünden eleştirilirken kurulan
cümlelerine takılıyorum. Çok vatansever bir öğretmen olduğu için kendi kızını
ihmal eden yaşlı adamı için için yadırgayan seyirciler, yıllar içinde değerleri
uçup giden saldım çayıra mevlam kayıra hocalarla, özel sektörün zalim tüccar
zihniyeti altında öğrenciye değil de veliye hizmet veren hocalarına dönüştüğünde
mutlu oldular mı ki. İyi mi böyle?. Bir hafta önce bu saatlerde. On, dört ay sonra yanımda, sağ
koltukta oturmuş, sigaramı yakmış, eli elimde, gece, istanbul, yol. Hayat bana
daha ne verebilir ki?