15 Temmuz 2014 Salı
Ben o şehirde doğdum ve büyüdüm. Telefondaki ses "Trabzon" dediğinde, o şehirde geçen çok mutlu günlerle çok sıkıcı günleri, yapayalnız kalmakla, kendini kocaman büyük bir ailenin içinde hissetmeyi aynı mekanda yaşadığımı hatırladım. Yağmuru ve denizi sevmeyi bu şehirde öğrendim. Ergenliğimde, anadolunun bir bozkırına savrulduğumda, bir şehir içinde incecik sızıyla nasıl özlenir öğrendim. Bir de tabii ki, İstanbul'dan ayrılıp Trabzon'a yerleşen babamın izinden devam etmenin romantizmi de var. Hepsinden tuhafı da bekar bir anne olarak yapayalnız verdiğim hayat mücadelesinde, 'eve' dönüyor olmanın hem anneme hem o şehirde yaşayan kuzenlerime verdiği güvenlik hissi. benim adıma hissettikleri güvenlik hissi değil bu. Kendileri için hissettikleri "artık yanımızda, bir sıkıntı yaşarsak arkamızda" duygularını hesapsız, içten gösterişleri. Gideyim kendi "şehzade"mi yetiştireyim madem.
11 Temmuz 2014 Cuma
Bir nolu not, buradan çok uzakta yazılmıştı. Bir gece vaktiydi ve ev sakinleri derin bir uykuya dalmıştı. Yinede televizyonn sesi oldukça açıktı ve evdeki neredeyse çoğu lamba hala yanıyordu. İki nolu notsa tamda bu evin henüz tamamlanmamış çatı katında yazılmıştı. Küçük bir pencereden ay ışığı odann çıplak bir ampulle aydınlanan geniş yüzeyine vururken, ve ayaklarımı tamda bu gümüş ışığın değdiği ince çizgiye uzatmışken. Öyle yorgundum ki yerimden kımıldayamıyordum, sadece ayışığının saatler ilerledikçe yer değiştirişine bakıyordum. İri kıyım bir arı türü durmaksızın ampulün etrafında dolanıp duruyordu. Etrafımda biri olsa korkardım. Kimse olmayınca hissizleşmiştim. Arının saatlerdir açık olan ampule her çarpışnda biraz yandığını, bu yüzden bir süre sonra etkisiz bir halde yere düşeceğini umut ediyordum. Düşmüyordu her nasılsa. Gün hep koşturarak geçiyordu, hep yapılacak pek anlamsız bir yığın iş oluyordu ve tüm bunların sonunda elimde hiç birşey kalmıyordu. Günlerdir ne kitap okudum, ne dinlendim, ne denize girdim, ne de müzik. Zaman geçiyordu sadece. Koşturmaca içinde bir durgunluk hali. Kaybetmek. Ya da kaybolmak.
2 Temmuz 2014 Çarşamba
istinyeden sahil yolunda ilerlerken saat gecenin 1i olmasından mütevellit boş yollarda, solumuzda simsiyah akan boğaz, ve bazen köprünün ışıklarıyla yakomozlanırken, radyoda ki müziği pek beğenen kadim dostum, dur dedi, sağa çek, çok romantik, dans etmek istiyorum. Bende ağlamak istiyorum dedim. Güldük. Şarkılardan fal tutmaya karar verdik, benim payıma "başka türlü birşey bu benim istediğim" çıktı. Hakkatten ağlayasım geldi. Tuttum kendimi. Evine bıraktım. İlerde polis amca vardı, yolu kapatmışlardı, durdum. Bana baktı görevli. "devam edebilirsiniz hanımefendi" dedi. teşekkür ettim. Yorgundum. Uyumak istiyordum.
1 Temmuz 2014 Salı
27 Haziran 2014 Cuma
O mistik gecenin sabahinda sehrin uzak bir yerinden eve donerken benim payima dusen "bekle" sozcugunu dusunuyordum. cevreyolunun hizli akan trafiginde beni uykusuz gecirdigim gecenin agirligindan kurtarip sabahima adrenalin katacak gri bir poloyu gozume kestirmistim, hizlandikca geciyor, sonra gelene kadar yavasliyor, iyice yaklasinca araci sag seride cekip yol veriyor, sonra polo biraz daha ilerler ilerlemez pesi sira hizlanip bir sekilde solluyordum. beklemeyi dusunuyordum. ama neyi. bir haberi. bir insani. bir sehri beklemek. ertesi gun arkadasim,aradiginde ne yapiyorsun dedi. ne yapayim, koyun gibi bekliyorum dedim. bugun cuma namazini muteakiben gelecek alti yilinizda yasayacaginiz sehir belli olacak. birde calis mi diyorsun bana. hadi canim. bekleyeyim daha iyi. ya da tum mistikligine ragmen aslinda bu mesaj,daha cok beklede gor ebenin orekesininin kisaltilmis halimiydi. Yinede bekleyelim madem.
24 Haziran 2014 Salı
Sağlam bir başağrısı ile bütün gün evde kıvrandıktan sonra, sonunda akşamın bir vakti pes edip, ağrı kesici aldım. Sakince ve yavaşça geçme temayülüne girdiğinde gözlerimi açıp yatıp kaldığım kanepeden doğruldum. Bazen ağrı ne kadar halsiz bırakıyor insanı. Tüm günü evde geçirmekle birlikte o muhteşem "bugün hiç birşey yapmadan evde kalabildim" duygusu da yoktu içimde. Yeni uyanmış gibi hissediyordum kendimi, sanki ağır bir yükü taşımış saatler sonunda yerine ulaştırmıştım. Hayal meyal kadınla yaptığım konuşmayı hatırlıyordum. Ağlıyordu. Babanın ölümü her yaşta acıdır. İnsan bir kez daha kendini yapayalnız hisseder. Ben öyle mi hissetmiştim? Hayır. Ben bunun bir kabus olduğunu hissetmiştim. Dönüp geleceğini. Bir gün merdivenlerden arkamdan çıktığını, mavi kısa kollu gömleğini gördüğüme yemin etmiştim anneme. Gerçekten arkamdan geliyordu anne. O zaman anneme ne kadar acı verdiğimi bilemeyecek kadar küçüktüm. Sabaha karşı uyandığım yatağımda yatak odasının aralık kapısından görünen kırmızı sabahlıklı kadının gerçek olmadığını, rüya olduğunu, gözlerimi kapatıp tekrar uyursam herşeyin eskiye dönebileceğini yeniden huzurlu sakin bir uykunun eşiğinde okul vakti diye seslenen annemin sesiyle uyanabileceğimi umut edip kımıldamadan yatmıştım. Ablam odaya girip bir iki kere kalk demişti. Kalkmamıştım. Elindeki dilaltı hapını artık çok geç olduğu halde babamın ağzına yerleştirmeye çalışan kırmızı sabahlıklı kadının neden orda olduğunu bilemiyordum, ama bunun kötü çok kötü bir şey olduğuna emindim. Öyleyse uyanmalıydım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)