8 Nisan 2013 Pazartesi
Sıradan pazartesi sendromu işte. İşyerinde de bu kadar "takdir" gördükten sonra kıpırdayası gelmiyor tabii ki insanın. Ne diyordum? Kımıldayacak alanım kalmadı. Yani yerim dar, o yüzden de oynayamıyorum. Oyunbozanın teki oldum çıktım. Aklım kilometrelerce ötede. Ev dağınık, hava yağmurlu, trafik berbat. Ara ara ambulans sesleri. Müzik dinlersem geçer sanıyorum. Müzikle erteleyebilirim. Herşey akıp gider. Ses kalır. Yazı uçar.
4 Nisan 2013 Perşembe
Pek muhterem kıdemli meslektaş, "evet sizi biliyoruz" dedi, "sizin isminiz geçiyordu, üzerindeki iş yüküyle."
"Öyle mi" dedim şaşkınlıkla.
"Evet" dedi adam tekrar.
O sırada çaylar geldi, ve önce pek kıdemli muhterem meslektaşa, sonra ondan daha az kıdemli ve en az onunda kadar muhterem olana ve hepsinden daha az kıdemli ve en az onlar kadar muhterem bana. Bir gün genel bir toplantıda idarecilerden birinin söylediği gibi, "bizim meslekte 5 kişi asansör bekliyorsa, kimin önce bineceği, kimin sonra bineceği ve kimin hiç binemeyeceği bellidir." Çay servisi sırası bile buna göredir işte. Daha az kıdemli olan nasıl olduysa sözü çayın nasıl demlenmesi gerektiğine getirdi, ve bana dönüp,
"siz daha iyi bilirsiniz gerçi" diye ekledi.
"Rizeli olduğum için mi?" dedim gülümseyerek. "Ben çay demlemeyi ağbimden öğrendim."
Bende sadece cinsiyetim nedeniyle daha iyi çay demleyeceğimi ve yemek yapabileceğimi, daha düzenli ve temiz olacağımı sanıyordum, fakat ne acıdır ki, bendeki ekstra x kromozomu güdük olsa gerek ki bütün bunları tecrübe ederek ve öğrenerek edinmeye çalıştım demek istedim, diyemedim. Daha az kıdemli meslektaş, cins-i latiften birinin topu taca çıkarmasından keyfi kaçmış, "rizeli olduğunuzu bilmiyordum" diye mırıldandı.
"Öyle mi" dedim şaşkınlıkla.
"Evet" dedi adam tekrar.
O sırada çaylar geldi, ve önce pek kıdemli muhterem meslektaşa, sonra ondan daha az kıdemli ve en az onunda kadar muhterem olana ve hepsinden daha az kıdemli ve en az onlar kadar muhterem bana. Bir gün genel bir toplantıda idarecilerden birinin söylediği gibi, "bizim meslekte 5 kişi asansör bekliyorsa, kimin önce bineceği, kimin sonra bineceği ve kimin hiç binemeyeceği bellidir." Çay servisi sırası bile buna göredir işte. Daha az kıdemli olan nasıl olduysa sözü çayın nasıl demlenmesi gerektiğine getirdi, ve bana dönüp,
"siz daha iyi bilirsiniz gerçi" diye ekledi.
"Rizeli olduğum için mi?" dedim gülümseyerek. "Ben çay demlemeyi ağbimden öğrendim."
Bende sadece cinsiyetim nedeniyle daha iyi çay demleyeceğimi ve yemek yapabileceğimi, daha düzenli ve temiz olacağımı sanıyordum, fakat ne acıdır ki, bendeki ekstra x kromozomu güdük olsa gerek ki bütün bunları tecrübe ederek ve öğrenerek edinmeye çalıştım demek istedim, diyemedim. Daha az kıdemli meslektaş, cins-i latiften birinin topu taca çıkarmasından keyfi kaçmış, "rizeli olduğunuzu bilmiyordum" diye mırıldandı.
Sabah, sol yüzük parmağımı tost makinesinde yaktım. Canım acıdı, küçük çaplı bir çığlık attım ama sonra durdum ve eğer yeteri kadar güçlü bir şekilde bunu yaşamadığımı düşünürsem, acıyı yok edip edemeyeceğimi merak ettim. Ve aynı sahneyi defalarca, düşündüm, parmağımı yaktığım anı daha farklı olarak, eğilip dolaptan tost makinesini alıyorum, tezgahın üzerine koyuyorum, dilimlenmiş ekmekleri içine yerleştiriyorum, biraz bekliyorum ve parmağımı ekmeklerin bulunduğu kızgın zemine değdirmeden ekmekleri alıyorum. Anının atladığım kısmına her gelişimde parmağım bana inat sızlıyor. Yinede vazgeçmedim ve aynı şeyi düşünmeye devam ettim, bir süre sonra parmağım daha az sızlamaya başladı. Bunu tamamen unutup unutamayacağımı merak ederek düşünmeye ve yanlış hatırlamaya devam ettim. Bir süre sonra telve'ye öfke dolu bir mesaj attım, kısacık, keskin uçlu meyve bıçağı gibi.
2 Nisan 2013 Salı
"Aşık oldum..."
Sesi öyle sarhoş geliyordu ki telefonda, gülümsedim. Çok uzun zaman olmuştu ki bu sesi böyle neşeli, heyecanlı, sarhoş duymamıştım. Bahar başlangıcından mı. Yaşamınızda bazı insanlar vardır, başına iyi şeyler gelsin istersiniz, iyi şeyler yaşasın. Yaşadığı bir kaç saati anlatırken, dolu dolu, aynı heyecanı, mutluluğu tekrar yaşıyordu, neredeyse nefes almadan anlattı. Sonra uzun bir sessizlikten sonra kendi kendine konuşur gibi "benimle o kadar çok ilgileniyor ki. Biri benimle bu kadar çok ilgilenmeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki." dedi. Sonra bana nasıl olduğumu sordu.
Bende kendi trajik hikayemi büyük bir sakinlikle anlattım. Sesi soğudu, anlattıklarımdan mı yoksa anlatırken bunu bakkala gittim ve bir paket sigara aldım der gibi sakin oluşumdan mı bilemedim. İyi dileklerimizle telefonu kapattık. Bütün içorganlarımın bir burgaçla sıkıştırıldığı duygusu. Çaresiz bekleyiş.
Sesi öyle sarhoş geliyordu ki telefonda, gülümsedim. Çok uzun zaman olmuştu ki bu sesi böyle neşeli, heyecanlı, sarhoş duymamıştım. Bahar başlangıcından mı. Yaşamınızda bazı insanlar vardır, başına iyi şeyler gelsin istersiniz, iyi şeyler yaşasın. Yaşadığı bir kaç saati anlatırken, dolu dolu, aynı heyecanı, mutluluğu tekrar yaşıyordu, neredeyse nefes almadan anlattı. Sonra uzun bir sessizlikten sonra kendi kendine konuşur gibi "benimle o kadar çok ilgileniyor ki. Biri benimle bu kadar çok ilgilenmeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki." dedi. Sonra bana nasıl olduğumu sordu.
Bende kendi trajik hikayemi büyük bir sakinlikle anlattım. Sesi soğudu, anlattıklarımdan mı yoksa anlatırken bunu bakkala gittim ve bir paket sigara aldım der gibi sakin oluşumdan mı bilemedim. İyi dileklerimizle telefonu kapattık. Bütün içorganlarımın bir burgaçla sıkıştırıldığı duygusu. Çaresiz bekleyiş.
12 Mart 2013 Salı
28 Şubat 2013 Perşembe
Sevgili Telve,
Şubatın son günleri. Güdük bir aydır bilirsin. Sen sever misin bilmem. Bana hep tadsız tuzsuz gelmiştir. Bir kere kıştır ama hava ısınır biraz, Ocak gibi soğuk değildir, Mart gibi de. Hatta bazen öyle ısınır ki, bahar geldi sanırsın hava soğumayacak, doğa bile uyanmaya başlar hafif bir silkinmeyle. Aldanıştır bu. Düpedüz. Böylesi bir aldanış da er ya da geç cezalandırılır elbette. Mart esaslı bir aydır çünkü. Okuduğum kitabı bitiremedim bir türlü. Kadere Karşı Koy A.Ş., çok da eğlenceli aslında. Arada burnuma dayayıp kitap kokusunu içime çekiyorum ama bu halde bile ilerlemiyor.
Şubatın son günleri. Güdük bir aydır bilirsin. Sen sever misin bilmem. Bana hep tadsız tuzsuz gelmiştir. Bir kere kıştır ama hava ısınır biraz, Ocak gibi soğuk değildir, Mart gibi de. Hatta bazen öyle ısınır ki, bahar geldi sanırsın hava soğumayacak, doğa bile uyanmaya başlar hafif bir silkinmeyle. Aldanıştır bu. Düpedüz. Böylesi bir aldanış da er ya da geç cezalandırılır elbette. Mart esaslı bir aydır çünkü. Okuduğum kitabı bitiremedim bir türlü. Kadere Karşı Koy A.Ş., çok da eğlenceli aslında. Arada burnuma dayayıp kitap kokusunu içime çekiyorum ama bu halde bile ilerlemiyor.
20 Şubat 2013 Çarşamba
"Yaşıtlarımdan hoşlanmıyorum. Onlara bakıyorum, kendime bakıyorum, hiç bana benzemiyorlar. Sanki benden yaşlılar. Sürekli bir yerleri ağırıyor, sızlanıyorlar, bende kendimi dinlemeye başlıyorum o zaman, ağrılarımı fark ediyorum. Halbuki onlarla konuşmasam belki de hiç fark etmeyeceğim, yada önemsemeyeceğim. Bir de menapoz hikayeleri var, sıcak basıp duruyor diyorlar, bense daha üşüyorum. Sıcak falan basmıyor."
Kadın hızlı hızlı konuşuyordu. Odaya ilk girdiğinde, "sizin odadan bazen sigara kokusu geliyor" diye söze başlamıştı. Gerildiğimi belli etmeden sakince dinlemeye çalıştım . Bunun devamının hoş gelmeyeceğine şartlanmıştım. "ben böyle sigara ve kahve muhabbetini burda o kadar özledim ki. Bizim odada kimse sigara içmiyor. Herkes kendi aleminde.Ben arasıra buraya gelsem kahve içsek beraber?" Gülümsedim. Devam etti."oda da bir kız var şu yenilerden, neydi adı, Berrin, ona sordum böyle kahve yanında sigara muhabbeti yapabileceğim kim var diye, biliyorsunuz burda erkek populasyonu yüksek, diye cevap verdi." Muhabbet gittikçe daha eğlenceli hale geliyordu. "Bende düşünmeye başladım, populasyon, tam populasyon da diyemiyor, değişik telaffuz ediyor, nedir populasyon diye düşünmeye başladım işte bende, nedir?" Sustu ve ciddi olarak cevap bekledi benden. "ingilizce population, nüfus demek galiba" diye fikir yürüttüm. Kahve ve sigara muhabbeti adresi olarak algılanmam eğlendirmişti beni daha çok, bu kadar asosyal bir hayat yürütüp, odasından dışarı çıkmayan biri olarak. Ev ve iş arasında gidip gelirken, iş yerindeki hiç kimseyle doğru düzgün konuşmazken neredeyse, nasıl oluyordu bu.
Kadın hızlı hızlı konuşuyordu. Odaya ilk girdiğinde, "sizin odadan bazen sigara kokusu geliyor" diye söze başlamıştı. Gerildiğimi belli etmeden sakince dinlemeye çalıştım . Bunun devamının hoş gelmeyeceğine şartlanmıştım. "ben böyle sigara ve kahve muhabbetini burda o kadar özledim ki. Bizim odada kimse sigara içmiyor. Herkes kendi aleminde.Ben arasıra buraya gelsem kahve içsek beraber?" Gülümsedim. Devam etti."oda da bir kız var şu yenilerden, neydi adı, Berrin, ona sordum böyle kahve yanında sigara muhabbeti yapabileceğim kim var diye, biliyorsunuz burda erkek populasyonu yüksek, diye cevap verdi." Muhabbet gittikçe daha eğlenceli hale geliyordu. "Bende düşünmeye başladım, populasyon, tam populasyon da diyemiyor, değişik telaffuz ediyor, nedir populasyon diye düşünmeye başladım işte bende, nedir?" Sustu ve ciddi olarak cevap bekledi benden. "ingilizce population, nüfus demek galiba" diye fikir yürüttüm. Kahve ve sigara muhabbeti adresi olarak algılanmam eğlendirmişti beni daha çok, bu kadar asosyal bir hayat yürütüp, odasından dışarı çıkmayan biri olarak. Ev ve iş arasında gidip gelirken, iş yerindeki hiç kimseyle doğru düzgün konuşmazken neredeyse, nasıl oluyordu bu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)