13 Eylül 2012 Perşembe
Altı günlük maratonun sonu. Yorgunum. Çok yorgunum. "Sende yoruldun"lar, ya da "ne iş yaptın ki"ler arasında gidip gelen hayat. Ne yaptım? sürekli kendimi karadeniz otobanında, otomatik vites kullanmaktan pas tutmuş sol ayağım debriyaj üzerinde titrek gezinirken, yol aldığım gece vakitlerinde hatırlıyorum. Yıldızsız bir gökyüzü altında, nedense sol yanım boyunca karanlığın ve sessizliğin dibine vurmuş karadenizin bir kenarından ürkek ilerleyişim. Bu tabii ki hepimiz için iyi olacak. Bir yerden bir yere yerleşme yerelleşme yada köklerine dönme çabaları. Hayır hayır, bu değildi istedikleri. Başka birşeydi belki. O yüzelli metrekare evin, pılını pırtını toplarken, yedi yıldır birikmiş evi, birkaç karton kutuya sığdırmaya çalışırken, ansızın çok geçmişten fırlayıp gelen, huzursuz, mutsuz günlerinin artığı olarak gözüne batan eşyalarla, çok sefil, çok perişan ama çok eğlendiğin günlerin anıları bir arada, bu tuhaf bir aradalığın yada yüzeye çıkışın iç burkan yoruculuğu. Yolculuk mu demeliydim yoksa.
4 Eylül 2012 Salı
Hala beynim pelte gibi. Birde panik duygusu var. Arada geliyor, kör bir panik duygusu, hedefi belli olmayan bir ok, yay geriliyor, geriliyor. Beynim ne zaman eskisi gibi olacak? ya da ben ne zaman menapoza giren kadınlar gibi tuhaf sıcak basmalarından, anlamsız sinir nöbetlerinden ve hafif ama sürekli başağrısından kurtulacağım. Ne oluyor anlamıyorum ki.
"O benim için beyaz atlı prensti, anlıyormusun?"
Hayır. Birşey anlamıyordum. Gözlerimi masa da duran sigara paketine dikmiştim. Onu istiyordum. Başka birşey duyabilecek halde değildim.
Sorusuna yine kendi cevap veriyordu.
"Ah, ne kadar safmışım oysa ki. Ne kadar körmüşüm. Bütün bunlar gerçek sandım."
"Daha ne kadar gerçek olabilir ki? Bak evlendin, barklandın, mutlu bir yuvan oldu işte, üstelik yaşadığı vicdan azabıyla her dediğini yapacak gibi görünüyor madem? Akıl başka ne istesin ki?"
"Akıl?" dedi yüzüme bakarak.
"Benim aklım, yüreğim, ve hatta tüm bedenim, her hücrem, şu masada duran sigara paketinden bir tane alıp içmek istiyor. Senin böyle bir cümlen var mı? Yok, beyaz atlı prensim gitti deyip duruyorsun, Akıldan devam edeceksin o zaman.."
Anlamsız anlamsız baktı uzunca. Sonra başını iki yana salladı, "eğleniyorsun sen benimle" diye mırıldandı sadece. "Hem ne oldu sana ne bu böyle birden sigarayı bırakmaya çalışmalar?" Bu kendisi dışına çıkabildiği tek andı.
"Aldattı beni adi sigara. Cezalandırıyorum hem kendimi hem onu."
Bu sefer bana gerçekten kızmıştı sanırım.
Hayır. Birşey anlamıyordum. Gözlerimi masa da duran sigara paketine dikmiştim. Onu istiyordum. Başka birşey duyabilecek halde değildim.
Sorusuna yine kendi cevap veriyordu.
"Ah, ne kadar safmışım oysa ki. Ne kadar körmüşüm. Bütün bunlar gerçek sandım."
"Daha ne kadar gerçek olabilir ki? Bak evlendin, barklandın, mutlu bir yuvan oldu işte, üstelik yaşadığı vicdan azabıyla her dediğini yapacak gibi görünüyor madem? Akıl başka ne istesin ki?"
"Akıl?" dedi yüzüme bakarak.
"Benim aklım, yüreğim, ve hatta tüm bedenim, her hücrem, şu masada duran sigara paketinden bir tane alıp içmek istiyor. Senin böyle bir cümlen var mı? Yok, beyaz atlı prensim gitti deyip duruyorsun, Akıldan devam edeceksin o zaman.."
Anlamsız anlamsız baktı uzunca. Sonra başını iki yana salladı, "eğleniyorsun sen benimle" diye mırıldandı sadece. "Hem ne oldu sana ne bu böyle birden sigarayı bırakmaya çalışmalar?" Bu kendisi dışına çıkabildiği tek andı.
"Aldattı beni adi sigara. Cezalandırıyorum hem kendimi hem onu."
Bu sefer bana gerçekten kızmıştı sanırım.
31 Ağustos 2012 Cuma
Gidinin dünyasında, böyle bir bağımlılık varmıydı ki? Günlerdir, kafamın içi boşaltılmış, acı ve paranoya içinde kıvranarak evle iş arasında gidip geliyordum. Sandığımın aksine ilk 24 saat rahat geçmişti. Zaman geçtikçe, krizlerin şiddeti çok artıyordu, iki kriz arası geçen zaman uzasa da. Birde iki krizin, beyin köpüğe dönüşmüşken, birleşmesi hali vardı. İkinci gün, hıçkıra hıçkıra ağlayarak geçti. Bir önceki bırakma deneyiminden tecrübeliydim, hayatımda ki herkesi sorgulayacağımı biliyordum, neyse ki kimse kalmamıştı. Huxley hariç.
(Haha. Epsilon yayınevi, yeni cesur dünyaya gönderme mi dir? )
(Haha. Epsilon yayınevi, yeni cesur dünyaya gönderme mi dir? )
26 Ağustos 2012 Pazar
Kitabın 352. sayfasında karşılaştığım cümlede durdum.
"kadınlar benimsedi mi sağlam olurdu o iş; bir sürü denemeyle Doktor da biliyordu bunu. Kışkırttıkları kadın erkek ayrımcılığının davulunu gümbürtüyle çalan, gösteriş budalası feministler değil de, gerçekten yetenekli, herkesi toparlayacak nitelikte, kadınlığının gerçek bilincinde kadınlar el atsın işe ki, her şey daha sağlam oturur yerine...."
Kitabı yarılamış olsam da artık bundan sonra okumaya devam etmek gerekmiyordu. Hayat her kitabı okuyabilecek kadar uzun değil demişti Mina Urgan. Kabullenip hataları, bir noktadan geri dönmek gerekiyor.
(Niye daha sağlam otursun ki? Bir varamadım kadınlığın gerçek bilincine. Hep ondan.)
En iyisi ruhumuzu güzel müziklere teslim etmek.
"kadınlar benimsedi mi sağlam olurdu o iş; bir sürü denemeyle Doktor da biliyordu bunu. Kışkırttıkları kadın erkek ayrımcılığının davulunu gümbürtüyle çalan, gösteriş budalası feministler değil de, gerçekten yetenekli, herkesi toparlayacak nitelikte, kadınlığının gerçek bilincinde kadınlar el atsın işe ki, her şey daha sağlam oturur yerine...."
Kitabı yarılamış olsam da artık bundan sonra okumaya devam etmek gerekmiyordu. Hayat her kitabı okuyabilecek kadar uzun değil demişti Mina Urgan. Kabullenip hataları, bir noktadan geri dönmek gerekiyor.
(Niye daha sağlam otursun ki? Bir varamadım kadınlığın gerçek bilincine. Hep ondan.)
En iyisi ruhumuzu güzel müziklere teslim etmek.
9 Ağustos 2012 Perşembe
Körler sağırlar birbirini ağırlar. Böyle miydi bu söz? Bilmiyorum. Hem eğlenip, hem ölesiye sıkılıyorum aslında. Aa, siz de mi burdaydınız bilmem ne bey. Ya evet, sizi de ne zamandır göremiyorduk, bilmem ne hanım. Aslında odanıza da uğramıştım ama yoktunuz. Evet bu aralar pek odaya uğrayamıyorum. Gülüşmeler. Sahte, sıkıcı, gerçek dışı yada fazlasıyla gerçek. Ah bu yemek ne kadar da iyi oldu değil mi. Kiminle sohbet etmeye kalksam bir süre sonra geri çekilme ihtiyacı hissediyorum. Ne olmuş ki böyle bana. Güvensiz, mutsuz, sıkıcı birine dönüşmüşüm. Sadece bazı anlarda sanki 10 yıl önceki benmiş gibi davranabiliyorum, sonra hemen kendime gelip sessizleşiyorum. Hep çok sıkılıyorum. Bu kapalı geniş salonda bir yığın tanıdık yüz ve isimleri kayıp insanlar içinde. Sigara içmek içinde salonu boydan boya geçip, balkona gitmek gerekiyor ayrı bir eziyet. Ne zaman gideceğim. Birde gidilecek anı kestirmenin zorluğunun getirdiği ağırlık duygusu. Işınlanma isteği. İcadı neden bu kadar gecikti bilmem ki.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)