Ben ilkokula gitmeden önce okumayı öğrenmiştim. Beş altı yaşlarında başladım kitap okumaya dedi karşımdaki.
Kendi makus tarihimi düşündüm. Ablam benden on yaş büyüktü ve kitapsever babam ona okumayı sevsin diye bir kitap seti almıştı. Neler yoktu ki içinde, küçük hanımlar, alice harikalar diyarında, Tom Sawyer. Ben daha küçüktüm. Okuyacak yaşta değildim. Ama şirindim. Eve gelen her misafirin yanına gidip bu kitaplardan birini eline tutuşturup "bana okur musun?" derdim. En çok büyük kuzenim okurdu bana. Sarı uzun saçlarını geriye atar, bıkmadan uzun uzun okurdu. İlkokula kadar iki kitabı bitirdim böylece. Sonra okumayı öğrendim. Kendime ait bir odam yoktu, çekilip kitabımla başbaşa kalabileceğim. Ama benden başka kimsenin girmediği uzun örtüsü yerlere kadar ulaşan yemek masasının altı vardı. Bana ait mekan. Masa altına girer, kaybolur, okuduğum kitapta bulurdum kendimi. Boyum masanın altında kaybolmama izin vermeyecek kadar uzadığımda artık miyop olmuştum.
24 Temmuz 2014 Perşembe
Hava sıcaklığı 31 derece. Nem %80. Evdeyim. Dışarıya, bulutlara bakıyorum. Yağacak. Sakinleştirecek. Hayatı daha yaşanılır kılacak. Yorgun değilim. İyi uyudum. Gözlerimi kapatıp bugünü "dinlenmeye" ayırabilirim. Uzun zaman yapmadığım kadar sade bir gün geçirebilirim. Daha az kaygılı. Daha çok tembel. Yazabilirim. Sadece kendim için. Okuyabilirim. Yapmam gereken bir kaç küçük keyifli işi tamamlayabilirim. Bunun bir lüks olduğunu biliyorum. Bu beni hep mahcup hem sevinçli kılıyor. Tüm bu karmaşanın orta yerinde sakin bir hayatı sürebilmek.
15 Temmuz 2014 Salı
Ben o şehirde doğdum ve büyüdüm. Telefondaki ses "Trabzon" dediğinde, o şehirde geçen çok mutlu günlerle çok sıkıcı günleri, yapayalnız kalmakla, kendini kocaman büyük bir ailenin içinde hissetmeyi aynı mekanda yaşadığımı hatırladım. Yağmuru ve denizi sevmeyi bu şehirde öğrendim. Ergenliğimde, anadolunun bir bozkırına savrulduğumda, bir şehir içinde incecik sızıyla nasıl özlenir öğrendim. Bir de tabii ki, İstanbul'dan ayrılıp Trabzon'a yerleşen babamın izinden devam etmenin romantizmi de var. Hepsinden tuhafı da bekar bir anne olarak yapayalnız verdiğim hayat mücadelesinde, 'eve' dönüyor olmanın hem anneme hem o şehirde yaşayan kuzenlerime verdiği güvenlik hissi. benim adıma hissettikleri güvenlik hissi değil bu. Kendileri için hissettikleri "artık yanımızda, bir sıkıntı yaşarsak arkamızda" duygularını hesapsız, içten gösterişleri. Gideyim kendi "şehzade"mi yetiştireyim madem.
11 Temmuz 2014 Cuma
Bir nolu not, buradan çok uzakta yazılmıştı. Bir gece vaktiydi ve ev sakinleri derin bir uykuya dalmıştı. Yinede televizyonn sesi oldukça açıktı ve evdeki neredeyse çoğu lamba hala yanıyordu. İki nolu notsa tamda bu evin henüz tamamlanmamış çatı katında yazılmıştı. Küçük bir pencereden ay ışığı odann çıplak bir ampulle aydınlanan geniş yüzeyine vururken, ve ayaklarımı tamda bu gümüş ışığın değdiği ince çizgiye uzatmışken. Öyle yorgundum ki yerimden kımıldayamıyordum, sadece ayışığının saatler ilerledikçe yer değiştirişine bakıyordum. İri kıyım bir arı türü durmaksızın ampulün etrafında dolanıp duruyordu. Etrafımda biri olsa korkardım. Kimse olmayınca hissizleşmiştim. Arının saatlerdir açık olan ampule her çarpışnda biraz yandığını, bu yüzden bir süre sonra etkisiz bir halde yere düşeceğini umut ediyordum. Düşmüyordu her nasılsa. Gün hep koşturarak geçiyordu, hep yapılacak pek anlamsız bir yığın iş oluyordu ve tüm bunların sonunda elimde hiç birşey kalmıyordu. Günlerdir ne kitap okudum, ne dinlendim, ne denize girdim, ne de müzik. Zaman geçiyordu sadece. Koşturmaca içinde bir durgunluk hali. Kaybetmek. Ya da kaybolmak.
2 Temmuz 2014 Çarşamba
istinyeden sahil yolunda ilerlerken saat gecenin 1i olmasından mütevellit boş yollarda, solumuzda simsiyah akan boğaz, ve bazen köprünün ışıklarıyla yakomozlanırken, radyoda ki müziği pek beğenen kadim dostum, dur dedi, sağa çek, çok romantik, dans etmek istiyorum. Bende ağlamak istiyorum dedim. Güldük. Şarkılardan fal tutmaya karar verdik, benim payıma "başka türlü birşey bu benim istediğim" çıktı. Hakkatten ağlayasım geldi. Tuttum kendimi. Evine bıraktım. İlerde polis amca vardı, yolu kapatmışlardı, durdum. Bana baktı görevli. "devam edebilirsiniz hanımefendi" dedi. teşekkür ettim. Yorgundum. Uyumak istiyordum.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)