Müzik iyileştirir...
13 Ocak 2021 Çarşamba
15 Ekim 2020 Perşembe
'Gönül Yarası'nın
en çarpıcı konuşması kızının Nazım hoca ile yaptığı değil midir. Onbeş yıl
sonra filmi tekrar izleyip tekrar hüzünlenirken, ne kadar sahici olduğunu
düşünüyorum. Bir hafta önce arabada, bir otobüs terminalinin boş park yerinde,
Ankara'dan gelecek otobüs gecikmiş, beni kaygılarımla ve yorgunluklarımla baş
başa bırakmışken günün kaçıncı sigara paketini açmıştım, 'On'u beklerken. Otobüsten inişi,
ağır ağır yürüyüşü arabaya doğru, bakınca bu adamın bu arabaya sığmayacağını
düşündüren devasa sevgili. Filmin en
yakıcı cümlesi “bir üçüncü yol yok mudur?” o zamanlar en çok dikkatimi çeken
anıyken, şimdi, Nazım hocanın kızının gözünden eleştirilirken kurulan
cümlelerine takılıyorum. Çok vatansever bir öğretmen olduğu için kendi kızını
ihmal eden yaşlı adamı için için yadırgayan seyirciler, yıllar içinde değerleri
uçup giden saldım çayıra mevlam kayıra hocalarla, özel sektörün zalim tüccar
zihniyeti altında öğrenciye değil de veliye hizmet veren hocalarına dönüştüğünde
mutlu oldular mı ki. İyi mi böyle?. Bir hafta önce bu saatlerde. On, dört ay sonra yanımda, sağ
koltukta oturmuş, sigaramı yakmış, eli elimde, gece, istanbul, yol. Hayat bana
daha ne verebilir ki?
10 Eylül 2020 Perşembe
Kadının küçük kahverengi gözleri yüzümde. Sigaranın kokusu ne güzel geliyor diyor. Sahte sarışın, kısa saçları ensesinin üzerinde. Altı yıl oldu bırakalı ama hala rüyalarıma giriyor. Bir gün onun gibi olacağımı düşünerek derin bir nefes çekiyorum sigaramdan. Hatta bir aralığında hayatın, çok tanımadığım birine tam bu cümleleri kuracağım. Yalnızlıktan ve mutsuzluktan uyuşmuş olarak, öğle güneşinin altında, yangın merdiveninde ayakta dururken. Sağlığımı kaybettiğim için mecbur kaldım. Onaylar gibi başımı sallıyorum. Doğru bir neden.
On geçmişte bir zamanda arabada sağ koltukta oturmuş dışarıyı izliyor. Geçmiş zaman olur ki. Gölü izliyor, önümüzdeki küçük yeşil alanda yürüyen yaşlı çiftler, gençler, çocuklu kadınlar. Bahar, gün batımı. Zaman akıp gidiyor, şimdi çok uzaklarda, gölü hatırlayarak hüzünleniyorum nedensiz. İçimde derin bir boşlukla kadına bakıyorum. Gitmeyecek, bu anda yalnız kalmak istediğimin farkında değil, yorgun olduğumun. Farkında olsa bile iş arasında yangın merdiveninin kafes görüntüsü içinden aşağıdaki inşaat şantiyesine bakma lüksümü esirgiyor. Şantiyede gezinen sarı ya da turuncu yelekli çalışanlara bakıp bir yerlerde bu şekilde yürüdüğünü hayal etmeme izin vermiyor. Sessizlik anları bu kadınlara göre rahatsız edicidir, huzur verici olmak yerine. Bu yüzden konuşmayı sürdürmek zorunda hissediyor. Ben susmak istiyorum.
8 Ağustos 2020 Cumartesi
27 Haziran 2020 Cumartesi
Hayatın bir kıyısında bekliyoruz. Bir grup ebeveyn. İçeride çocuğunun kaygısı ile yorgun. Adam yanında duran çocuğuna bakıyor, nasihatler verirken telefonu çalıyor. Karısı. Yusuf girdi içeride diyor. İlyasla oturuyoruz diyor. Yemek yapma gelince kebapçıya gideriz, olsun sen yemek yapma, tamam gelince konuşuruz diyor. İlyas'a dönüyor sonra, insan gidip çoluğuyla çocuğuyla yiyemeyecekse ne diye çalışır para kazanır diyor. İçim acıyor. Erkek olmadığım için bir kere daha seviniyorum. Toplumun beklentileri ne kadar ağır, ne kadar çaresiz kalabilir insan. Kadın olarak da toplumun beklentilerini karşılayamıyorum ama pek umurumda değil. Kadın olarak beklentileri karşılayamamak beni bağlıyor sadece. Doktor bana rose şarabıyla tortelliniden oluşan akşam yemeğinin fotoğrafını gönderiyor. Şarap kadehi buğulanmış, nefis görünüyor. Doktor otuzsekiz yaşında üçüncü evliliğini kendisinden ondört yaş küçük bir kadınla yapmış. Aradan on yıl geçince sıkılmış, şimdi yaşıtı olan bana yazıyor. Hayatın kıyısında oturmuş bekliyoruz. Hava sıcak. Haziran sonu.