27 Temmuz 2013 Cumartesi
"Ah ben senin lazanya yaptığını da bilirim" dedi telefondaki ses, blogu okumuş gülüyordu. "Sıksan portakallı ördek de yaparsın sen, de işte yaptıracak adam lazım" Gülmeye devam ettik. Hayatımızda ayda bir bile olsa bizi güldürebilen insanların olması ne güzel birşey diye düşünüyordum. Bahsettiği zamanın neredeyse bir ömür kadar uzakta olmasına rağmen. Benim bile unuttuğum günlerimi hatırlayan.
21 Temmuz 2013 Pazar
Herşey pazar sakinliğinde. Telefonum olmasa. Birkaç film, ve mrs dalloway, ve bütün gün uzanmaktan başka yapılacak şeylerin hepsini erteleyebilme lüksü. Gözlerimi kapayıp televizyonda izlediğim programdaki kadının tarif ettiği yemeğin bütün ayrıntılarını hatırlayabiliyorum. Ramazanın etkisi mi yoksa, aniden ortalığa çıkıveren talibimin zorunlu olarak çağrıştırdığı gerçekten akşamları "yemek" hazırlayabilen bir kadın olabilir miyim sorusunun aklımı karıştırması mı. Hayır demişti Arsan, asla evde ç.kü olan biri varmış gibi yemek hazırlayamazsın!. Ben daha çok evde küçük bir kız varmış gibi yemek yapıyordum, haklıydı.
Talibi incitmeden göndermek ve akşama o yemeği yapmak lazım.
Talibi incitmeden göndermek ve akşama o yemeği yapmak lazım.
25 Haziran 2013 Salı
20 Haziran 2013 Perşembe
Ve işte, akıp gidiyordu zaman.
Ru be ru.
Başımın üzerinde sarı bir ışık durmaksızın odanın tavanına vuruyordu. Sesleri, renkleri kendine çekip uzaklaştırıyordu. Başım sızlıyordu. Unutup kaybolmak için. Ne olup bittiğini anlayamıyordum. İnsanın en tedirgin hallerinden biri değil midir bu. Gözkapaklarımın üzerine başparmağımla sıkıca bastırdım. Öğrenilmiş hareketler. Kendimle kalmayı seviyorum. Herkes uyuduğunda ve zaman benim olduğunda.
"Gözlerini kapat. Şimdi zamanın düz çizgisinin dışına çık. Hangi zamandaysan, onu yaşayabilirsin artık."
Ruberu. Kendinle yüzleşebilirsin artık.
Ru be ru.
Başımın üzerinde sarı bir ışık durmaksızın odanın tavanına vuruyordu. Sesleri, renkleri kendine çekip uzaklaştırıyordu. Başım sızlıyordu. Unutup kaybolmak için. Ne olup bittiğini anlayamıyordum. İnsanın en tedirgin hallerinden biri değil midir bu. Gözkapaklarımın üzerine başparmağımla sıkıca bastırdım. Öğrenilmiş hareketler. Kendimle kalmayı seviyorum. Herkes uyuduğunda ve zaman benim olduğunda.
"Gözlerini kapat. Şimdi zamanın düz çizgisinin dışına çık. Hangi zamandaysan, onu yaşayabilirsin artık."
Ruberu. Kendinle yüzleşebilirsin artık.
4 Haziran 2013 Salı
Sonra bir sürü tuhaf anı birbirinin içine girerek, gerisin geriye ayrıldı. Bulutların hızla yoğunlaşırken birbirine çarpıp sonra yeniden ayrılması, yeniden gürültüyle çarpışması gibi. İktidar sarhoşluktur, insan yanılgısının ortasında gerçeklikten hızla sıyrılır.
Evliliğim 2ci ayında, ayağımı kırmış, alçılı, koltuk değeneklerimle 20 gündür evde oturduğum bir cumartesi, 'dışarı' çıkmaya karar verip apartmanın 5 katını tek ayağımın üzerinde zıplayarak indikten ve dönüşte zıplayarak çıkmayı göze aldıktan sonra henüz ex olmamış husband, beni o parka götürdü. Bu kente mahsus bir kalabalıkta, çay bahçesinde oturulacak tek bir boş sandalye bile yoktu. Ex husband beni parkın belki yüzyıllık ağaçlarından birine yaslanmış halde bırakarak etrafta boş bir yer ararken bir garsona yaklaştı ve "arkadaş sakat" dedi yardım isteyerek. Sevimli garson bana gülümseyerek baktı, "e güzelim ne işin var senin bu ökhüzle" der gibi, sonra döndü ve "geçici bir durum galiba" dedi. Yinede yardım etti, ve küçük plastik bir masa ayarladı. Oturdum, ve evliliğim boyunca "arkadaş" olarak kalacağımı bilmeden karşımdakinden bağımsız, dışarıda olmanın, insanların, bu gürültülü güzel şehrin bir parçası olduğumu hissettim.
Şimdi derin bir sessizlikle herşeyi kabul eder görünür kalabalığın, bu parkla "hayır!" deyişini ve bu hayırın kalanlar için ne kadar tahammül edilemez bir kelime olduğunu izlerken, yönetme, yönetilme, tercih etme, ve isteklerini ifade etmenin karşılığının sadece biber gazı olmayacağına şahitlik edebildiğime hem inanıyorum, hem seviniyorum.
Evliliğim 2ci ayında, ayağımı kırmış, alçılı, koltuk değeneklerimle 20 gündür evde oturduğum bir cumartesi, 'dışarı' çıkmaya karar verip apartmanın 5 katını tek ayağımın üzerinde zıplayarak indikten ve dönüşte zıplayarak çıkmayı göze aldıktan sonra henüz ex olmamış husband, beni o parka götürdü. Bu kente mahsus bir kalabalıkta, çay bahçesinde oturulacak tek bir boş sandalye bile yoktu. Ex husband beni parkın belki yüzyıllık ağaçlarından birine yaslanmış halde bırakarak etrafta boş bir yer ararken bir garsona yaklaştı ve "arkadaş sakat" dedi yardım isteyerek. Sevimli garson bana gülümseyerek baktı, "e güzelim ne işin var senin bu ökhüzle" der gibi, sonra döndü ve "geçici bir durum galiba" dedi. Yinede yardım etti, ve küçük plastik bir masa ayarladı. Oturdum, ve evliliğim boyunca "arkadaş" olarak kalacağımı bilmeden karşımdakinden bağımsız, dışarıda olmanın, insanların, bu gürültülü güzel şehrin bir parçası olduğumu hissettim.
Şimdi derin bir sessizlikle herşeyi kabul eder görünür kalabalığın, bu parkla "hayır!" deyişini ve bu hayırın kalanlar için ne kadar tahammül edilemez bir kelime olduğunu izlerken, yönetme, yönetilme, tercih etme, ve isteklerini ifade etmenin karşılığının sadece biber gazı olmayacağına şahitlik edebildiğime hem inanıyorum, hem seviniyorum.
27 Mayıs 2013 Pazartesi
Kendimi çürümüş bir fil gibi hissediyorum demişti. Şimdi, ciğerimin sızıltısı yükselen ateşime karıştıkça, bir yandan sabah reçel kavanozunu düşürdüğüm ayak parmağım acırken yattığım yerde tam da böyle hissediyorum. Birisi kış hastalıklarının iyi, yaz hastalıklarının çekilmez olduğunu söylüyordu, kat kat yorganların altında ateşinin yükselmesinin keyfi ile başa çıkılamaz bir sıcakta ısı duygusunu yitirmenin anlamsızlığı. Ya da bu ateş içinde herşeyi ben uyduruyorum, gözlerimi halojen lambanın tavana vuran şiddetli ışığına dikip kendimi aydınlığın içinde yitirmeye çalışıyorum. Aslında herşey beynimin bana küçük oyunları. O zaman. Beynimizi keşfedelim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)