Hayatın bir kıyısında bekliyoruz. Bir grup ebeveyn. İçeride çocuğunun kaygısı ile yorgun. Adam yanında duran çocuğuna bakıyor, nasihatler verirken telefonu çalıyor. Karısı. Yusuf girdi içeride diyor. İlyasla oturuyoruz diyor. Yemek yapma gelince kebapçıya gideriz, olsun sen yemek yapma, tamam gelince konuşuruz diyor. İlyas'a dönüyor sonra, insan gidip çoluğuyla çocuğuyla yiyemeyecekse ne diye çalışır para kazanır diyor. İçim acıyor. Erkek olmadığım için bir kere daha seviniyorum. Toplumun beklentileri ne kadar ağır, ne kadar çaresiz kalabilir insan. Kadın olarak da toplumun beklentilerini karşılayamıyorum ama pek umurumda değil. Kadın olarak beklentileri karşılayamamak beni bağlıyor sadece. Doktor bana rose şarabıyla tortelliniden oluşan akşam yemeğinin fotoğrafını gönderiyor. Şarap kadehi buğulanmış, nefis görünüyor. Doktor otuzsekiz yaşında üçüncü evliliğini kendisinden ondört yaş küçük bir kadınla yapmış. Aradan on yıl geçince sıkılmış, şimdi yaşıtı olan bana yazıyor. Hayatın kıyısında oturmuş bekliyoruz. Hava sıcak. Haziran sonu.
22 Haziran 2020 Pazartesi
Dehşetli bir baş ağrısı Semiha'nın nöronlarını gezerken, Semiha Mercan'ı bekliyor. Mercan, 1884 yapımı smith wesson silahı ile uzak yollardan gelecek, ense köküne dayayıp silahı, tetiğe bastığında frontal lobdan çıkacak mermi, 9mm. Ağrı beyniyle birlikte karşı duvara saçılacak, pelte pelte duvardan aşağı süzülecek ağrı, Semiha, beyin kökünden, beyinciğinden, frontal lobundan , ağrısından ve yaşamının bütün yüklerinden kurtulacak.
16 Nisan 2020 Perşembe
Her şeyin böyle alt üstü olduğu bir zamanda olmadığın için şanslısın telve. Bunu bilemeyecek olsan da. Evde 30'uncu gün. Ara sıra market alışverişi yapmak dışında çıkmadım. Yolu izliyorum genelde, şu ilerideki arazide düzensiz, tuhaf birkaç binanın önünden kıvrılıp dolanan stabilize yolu. Hava açık yada bazen yağmurlu oluyor, metro inşaatı devam ediyor, sesler, okulun sessizliği. Oysa bazı akşamüstlerinde güzel sanatlar lisesinden piyano sesleri gelirdi, insanın balkonda oturup sessizce müziğe kendini bırakabileceği. Şimdilerde tedirgin araç sesleri, hızlıca yürüyen bir kaç insanın adımları, boşlukta ve kapalı alanda yalnızlık duygusu. Yapayalnız ölebilme ihtimali. Gerçi bu senin yaşadığın bir durumdu. Herkeste ağır bir konsantrasyon eksikliği hali. Devasa bir tatile girmişlikten çok, devasa bir bilinemezliğe itilmişlik. Yok canım, bu bir süreç işte, gelip geçecek, daha uzun sürse bile geride kalacak. Televizyondan, sosyal medyadan, takip ettiğin takip etmediğin ne varsa diğer insanlardan haber almaya dair, maruz kaldığın boş bilgi akışı.
8 Ekim 2019 Salı
Kadın araya beyazlar karışmış sarı uzun saçlarını savurarak gitar konçertosunu dinletiyor cep telefonundan. İlk dinlettiğinde gülümseyerek ne olduğunu söylediğim için bir de ay ışığı sonatı ile test etmişti. Şimdi de tereddütlü bir halde "biliyor musunuz konçertoyu en iyi çalan paco de lucia'ymış" diyor. Gülümsüyorum. Flamenkocu diyorum. Hayatı boyunca bir şeyler olmayı dert etmiş biriyle, bir şey olmak derdinde olmamış biri, günün sekize yakın saati (içlerinden biri asla mesai saatlerine riayet edemeyecek kadar tembel olduğundan) aynı odada kalırsa ne olur. İdareci de bunu test etmiş olmalı.
7 Nisan 2019 Pazar
Sonrası her zaman ki hikaye. Mart başlar, hava bir soğuyup bir ısınarak baharın gelişini anlatır. Sessiz, sakin. Bu yaşadığın kırkbeşinci Mart. Sarhoş edici baharın ardından kavurucu, yakıcı yazın geleceğini bilirsin. Oysa sen kışı seversin değil mi? Sıcak kahve ve kalorifer peteğine yakın koltuğun tutkunusun. Belki de sadece tutuksun. Yazamıyorsun çünkü. Bir şeyin yok. Parmakların bile.
28 Şubat 2019 Perşembe
13 Şubat 2019 Çarşamba
"açtık çok açtık çok çok açtık
ekmek istedik kadın istedik tanrı İstedik
ve oturup ağladık niye
ve niye hiç görmemiş gibi sanki
oturup hep birlikte ağladık ona şaşıyorum
ona şaşıyorum biz sanki hiç ekmek görmedik
yemek için
hadi hiç görmedik diyelim / çok doğru /
sanki hiçbir şey de mi yemedik.."(A.Zekai Özger)
ve oturup ağladık niye
ve niye hiç görmemiş gibi sanki
oturup hep birlikte ağladık ona şaşıyorum
ona şaşıyorum biz sanki hiç ekmek görmedik
yemek için
hadi hiç görmedik diyelim / çok doğru /
sanki hiçbir şey de mi yemedik.."(A.Zekai Özger)
Kadın yüzüme bakıyor. Makyajlarının, köfteye konacak yumurtanın, ekmeğin, konmayacak galeta tartışmalarının içinden, yeni diktiği peluş montunun arkasından bakıyor. Açtık diyeceğim. Çok açtık. Necat'la karşılaştık. "sevgiliniz yok mu?" diyor. Açtık, çok çok açtık diyeceğim. Şiirin devamını söyleyeceğim, boşlukta sallanacağız sonra, foucault'un sarkacı gibi salınacağız, ve salınımlarımız teğet geçmeyecek birbirine. Kadın yüzüme bakıyor. Necat yazıyor. Bir sis, koyu, kopkoyu bembeyaz bir sis, yazdıklarının içinden hiç bir şey göremeyeceğim. Bir anda dağılıverecek sanki, hep aynı yerde bulacağım kendimi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)