İşte her cumartesi akşamı olduğu gibi yine odanın kapısında durmuş, "ders çalış, yoksa öleceksin, sürüm sürüm sürüneceksin, tek ayağından tavana asar seni hayat" içerikli konuşmanın bir yerinde kendimi kaptırmış kızıma çemkirirken şöyle klasik bir cümle ile konuyu bağladığımı sandım.
"Artık sorumluluklarını almalısın!"
Kızım sakince başını kaldırdı, ve insanı çileden çıkaran soğuk kanlı bakışıyla yüzüme baktı.
"Önce sorumluluklarımı bırakman gerekiyor ki alayım."
28 Şubat 2015 Cumartesi
27 Şubat 2015 Cuma
Şafak 1248 gün.
Günler hızla geçmekteyken, hava son cemrenin toprağa düşmesiyle ağır sakin usulca ısınırken, çarpan Kleist cümlesi " Ruhum öyle yaralı ki, neredeyse burnumu pencereden dışarı çıkardığımda doğan gün ışığı canımı acıtıyor".
Bırakıp gittiği halde, terkedilme sendromu yaşamak (Kentle Kadın ilişkisi).
Günler hızla geçmekteyken, hava son cemrenin toprağa düşmesiyle ağır sakin usulca ısınırken, çarpan Kleist cümlesi " Ruhum öyle yaralı ki, neredeyse burnumu pencereden dışarı çıkardığımda doğan gün ışığı canımı acıtıyor".
Bırakıp gittiği halde, terkedilme sendromu yaşamak (Kentle Kadın ilişkisi).
13 Şubat 2015 Cuma
Şafak 1296 gün.
Bazen çok yorgun oluyorum. Gözlerimi kapatıp kanepeye uzanıp, günü, haftayı nerede olduğumu, kim olduğumu unutmayı istiyorum. Asosyalliğimin zirvesinde, kimseyi görmeye tahammül edemeyecek halde zamanı tüketmek istiyorum. Görüşmem gereken insanlar bana azap veriyor, sosyal zorunluluklarım olması başa çıkılamayacak bir durum gibi geliyor.
Bazen çok yorgun oluyorum. Gözlerimi kapatıp kanepeye uzanıp, günü, haftayı nerede olduğumu, kim olduğumu unutmayı istiyorum. Asosyalliğimin zirvesinde, kimseyi görmeye tahammül edemeyecek halde zamanı tüketmek istiyorum. Görüşmem gereken insanlar bana azap veriyor, sosyal zorunluluklarım olması başa çıkılamayacak bir durum gibi geliyor.
8 Ocak 2015 Perşembe
3 Ocak 2015 Cumartesi
Şafak, kimbilir kaç gün.
Yeni yılın en güzel anı, tüm o tantanalı misafir ağırlama hallerinin sonrasında annemin koltukta kahkalarla güldüğü ve "uzun yıllardır bu kadar gülmemiştim" diye kendi kendine mırıldandığı andı. Hayatım boyunca unutmayacağım ve işte sırf bu cümle için bile tüm yorgunluklara değdi dediğim an.
Yeni yılın en güzel anı, tüm o tantanalı misafir ağırlama hallerinin sonrasında annemin koltukta kahkalarla güldüğü ve "uzun yıllardır bu kadar gülmemiştim" diye kendi kendine mırıldandığı andı. Hayatım boyunca unutmayacağım ve işte sırf bu cümle için bile tüm yorgunluklara değdi dediğim an.
22 Aralık 2014 Pazartesi
Şafak 1346 gün.
Buraya yazmayalı uzun zaman olmuş yine. Komşu şehre, ana ocağına gitmek, geri dönüp yılsonu iş koşturmacasında kısa bir süre kaybolmak dışında pek birşey yapmadan geçen günler. Köydeki eve gelen yaşlı misafirin yüzüme bakıp "doğduğun kente döndün ha" deyişi sessiz mavi gözlerini uzaklara çevirerek. "Ben oraya 96'dan beri gitmedim" . Gitmediği kentin kaybettiği kocasının anılarıyla dolu oluşu. Annem de böyle söylemişti. O ağır yas dolu günleri başkente taşındığımızda geride bıraktım. Bu şehirde babamın ardından varoluş mücadelesine daldığı günler. Ne kadar küçükmüşüm ve ne kadar uzakmışım annemin yaşadıklarından. Kendi varoluş mücadelemi verirken kentte şimdilerde anlıyorum. Hayır. Sadece hissediyorum.
Buraya yazmayalı uzun zaman olmuş yine. Komşu şehre, ana ocağına gitmek, geri dönüp yılsonu iş koşturmacasında kısa bir süre kaybolmak dışında pek birşey yapmadan geçen günler. Köydeki eve gelen yaşlı misafirin yüzüme bakıp "doğduğun kente döndün ha" deyişi sessiz mavi gözlerini uzaklara çevirerek. "Ben oraya 96'dan beri gitmedim" . Gitmediği kentin kaybettiği kocasının anılarıyla dolu oluşu. Annem de böyle söylemişti. O ağır yas dolu günleri başkente taşındığımızda geride bıraktım. Bu şehirde babamın ardından varoluş mücadelesine daldığı günler. Ne kadar küçükmüşüm ve ne kadar uzakmışım annemin yaşadıklarından. Kendi varoluş mücadelemi verirken kentte şimdilerde anlıyorum. Hayır. Sadece hissediyorum.
30 Kasım 2014 Pazar
Şafak 1368 gün.
Hayatımın en esaslı döner kavşağını bu şehirde görecekmişim, ama çok daha uzun yıllar önce bir ankara istanbul yolculuğunun başında ankara şehir içinde pek de trafiğe alışkın olmayan sürücülerin anlık ben geçeyim hisleriyle kilit olmuş bir döner kavşak vardı. Birkaç sürücü trafik ışığına aldırmadan ben bir geçeyim diye ilerleyince herkes birbirinin önünü keser hale gelmiş, durup kalmıştık. Eh, serde böylesi sıkışıklıklara alışkın olmamak da var, kan beynine sıçramış sürücülerden biri öfkeyle arabadan inip bağırmıştı, "trafiğin ...mına kodunuz lan!". Hızını alamayıp tek tek arabalara "peki sen niye geçtin! ya sen niye geçtin! sen ??" diye bağırmaya devam etmişti. Sahneyi elimizden olmadan gülerek izlemiştik ya, sonunda kaos teorisinin doğası gereği yavaşça açılmıştı yol, ilerleyip gitmiştik.
Şimdi kadın yüzüme bakıyor ve "nasıl bu kadar sakin kalabiliyorsunuz her zaman" diyor. İçimden hep bu anımı hatırlıyorum ve çok stress de olsam kendi kendime gülümsememi zor tutuyorum diye cevaplıyorum. Dışımdan, sadece gülümsüyorum. Helede 3 şeritli 9 yolun katıldığı ve ayrıldığı döner kavşağı olan bu şehirde, kavşağa her besmele çekip girişte gülümsememek mümkün mü. Alt geçit yapmaktansa bu kadar yolun katıldığı, ve ayrıldığı alanı böylece bağlayıvermek birbirine, maliyeti düşürüp arabaları birbirine katıştırma mantığı takdir edilesi bir durum değilmidir. Tabii ki takdir edilesi değil, isyan edilesidir. Gülümseyelim madem.
Hayatımın en esaslı döner kavşağını bu şehirde görecekmişim, ama çok daha uzun yıllar önce bir ankara istanbul yolculuğunun başında ankara şehir içinde pek de trafiğe alışkın olmayan sürücülerin anlık ben geçeyim hisleriyle kilit olmuş bir döner kavşak vardı. Birkaç sürücü trafik ışığına aldırmadan ben bir geçeyim diye ilerleyince herkes birbirinin önünü keser hale gelmiş, durup kalmıştık. Eh, serde böylesi sıkışıklıklara alışkın olmamak da var, kan beynine sıçramış sürücülerden biri öfkeyle arabadan inip bağırmıştı, "trafiğin ...mına kodunuz lan!". Hızını alamayıp tek tek arabalara "peki sen niye geçtin! ya sen niye geçtin! sen ??" diye bağırmaya devam etmişti. Sahneyi elimizden olmadan gülerek izlemiştik ya, sonunda kaos teorisinin doğası gereği yavaşça açılmıştı yol, ilerleyip gitmiştik.
Şimdi kadın yüzüme bakıyor ve "nasıl bu kadar sakin kalabiliyorsunuz her zaman" diyor. İçimden hep bu anımı hatırlıyorum ve çok stress de olsam kendi kendime gülümsememi zor tutuyorum diye cevaplıyorum. Dışımdan, sadece gülümsüyorum. Helede 3 şeritli 9 yolun katıldığı ve ayrıldığı döner kavşağı olan bu şehirde, kavşağa her besmele çekip girişte gülümsememek mümkün mü. Alt geçit yapmaktansa bu kadar yolun katıldığı, ve ayrıldığı alanı böylece bağlayıvermek birbirine, maliyeti düşürüp arabaları birbirine katıştırma mantığı takdir edilesi bir durum değilmidir. Tabii ki takdir edilesi değil, isyan edilesidir. Gülümseyelim madem.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)