Kuzum güzel kahverengi gözlerinde soru işaretleri yanarak yüzüme bakıyor. "Biliyormusun anne. bugün mert bana gülümsedi". ağzını burnunu kırma isteği içimden geçiyor sınıf arkadaşı Mert'in. Mert!!!
"sen ne yaptın tatlım?"
"bende gülümsedim anne".
"hemen gülümseme öle o ne!"
"anneeeee" gülüyor. Bu yarı çapkın gülümseyişi hep yüzünde kalsa. Mesela hiç üzülmese. Hep böyle gülümsese. O anlatsa ben dinlesem. Acı çekmese. Hayat hep sevimli tatlı yüzünü gösterse Ona. İyi davransa.
23 Eylül 2015 Çarşamba
Işık kapandı. Bir an kendimi çok uzakta, başka bir gezegende yaşıyormuş gibi hissettim. Evde herhangi biri, ışığın fazladan gereksiz yere yandığını düşünmüştü. Ben vardım. Yok muydum. Kendimde bilmiyordum. Bu saatte iri kıyım eşek arılarının öfkeli sortilerle dışarda dolandığının farkında değilmiydim. Kimbilir. Kaygı. Sadece kaygı. Yanlış adım atmaktan doğru kararlar vermemekten duyduğun kaygı. Sesleri duymuyordum. Karadeniz otobanından büyük arabalar geçiyordu. Gözlerini kapatıp uyusan. Uyandığında sıradan, rutin bir güne uyansan. Kendi evinin seni dış dünyanın tüm kalabalıklarından koruyan güvenli duvarlarının içinde.
10 Eylül 2015 Perşembe
Hayat insana dostlarını öğretir. Düşmanlarını da. Bazen acına rağmen sessiz bir kabul ediş yerine, sesini nasıl yükselttiğine en yakınındaki bile inanamaz. Ya da çok uzağında ki bilir. Kendi sıkıcı, tekdüze rutinlerini özlersin. Kaygıların, korkuların ayyuka çıktığı bir vakitte, gece, ay sakince yıldızların arasından ormanı aydınlatır. Balkonundan dinlediğin dere sesinin içinde, yüzyıllar öncesinde yolculuk ettiğini hayal edersin.
23 Ağustos 2015 Pazar
Sevgili sol kolum,
İnan olup biten herşey benim isteğim dışında gelişti, pamuklara sarılmış olsanda 25 gün taşımak zorunda kaldığın alçı da mümkün olan en hafifiydi. Şimdi isyan edip işlevini tam yerine getirmeyişini katlanılabilir bir naz olarak kabul etsemde eski günlerime dönüp sol omzumu kaşıyabildiğin günleri dört gözle bekliyorum inan. Emin ol, hemen ağır şeyler kaldırmaya başlamayacağım.
İnan olup biten herşey benim isteğim dışında gelişti, pamuklara sarılmış olsanda 25 gün taşımak zorunda kaldığın alçı da mümkün olan en hafifiydi. Şimdi isyan edip işlevini tam yerine getirmeyişini katlanılabilir bir naz olarak kabul etsemde eski günlerime dönüp sol omzumu kaşıyabildiğin günleri dört gözle bekliyorum inan. Emin ol, hemen ağır şeyler kaldırmaya başlamayacağım.
26 Temmuz 2015 Pazar
Yaktın beni doktor. Bu temmuzun imansız sıcağında, omzuma kadar alçı.
"şöyle istediğim zaman çıkabilecek güzel bir atel takayım renkli bişi" diyorum. Gülümsüyor aklın nerde der gibi.
"alçı yapacağım"
"nerden nereye kadar şöle dirsek etrafı biraz dimi" diyorum.
" Omzunuza kadar ve elinize de geçecek"
" o kadara gerek yok ki dirsek sabitlense yeter" diyorum. Gülümsüyor.
"altı yıl uzmanlık okudum ben, hastalarımla alçı pazarlığı yapmıyorum." Yinede sabırla bana neden böyle olması gerektiğini anlatıyor. Gün boyu 70 hasta almış. Hepsinin ağrılı dizleri, kırık kemik acıları vardı ve sıra beklerken sürekli bir kavga halindeydiler. Yaşlı bir teyze oturmuş bu ilacı bana yaz diye bağırıyordu, elinde ilaç poşeti, bir kutu iğneyi göstererek.
Kendimi hasta masasında uzanırken buluyorum. Yan masada el bileği alçılanacak hasta. Doktor önce bileği alçılıyor. 3 haftamı kolumda kalacak? Şaka gibi deyişimi hatırlayıp gülümsüyor kendi kendine, sonra "nasıl düştün ki bu kadar" diyor. Diğer hastanın bileği ile uğraştığından alınmıyorum üzerime, soru cevapsız kalınca doktorun bana sorduğunu farkedip apar topar "banyoda düştüm" diyorum. Adamı kızdırıp birde yok boynuna kadar alçı gerek dedirtmenin bir anlamı yok. Sıra bana gelince sevimli hemşire elimi tutuyor.
"90 derece açıda olacak", birazdan donup ağırlaşacak ve 3 hafta bedenimin istenmeyen bir parçasına dönecek sargıyı yavaşça omzuma sarılıyor. 14 yıl önce ayağıma yapılan alçıya benzemiyor. 20 gün sonra döneceğim diyor doktor, o zaman gel. Dönüşünüzü iple çekeceğim doktor.
"şöyle istediğim zaman çıkabilecek güzel bir atel takayım renkli bişi" diyorum. Gülümsüyor aklın nerde der gibi.
"alçı yapacağım"
"nerden nereye kadar şöle dirsek etrafı biraz dimi" diyorum.
" Omzunuza kadar ve elinize de geçecek"
" o kadara gerek yok ki dirsek sabitlense yeter" diyorum. Gülümsüyor.
"altı yıl uzmanlık okudum ben, hastalarımla alçı pazarlığı yapmıyorum." Yinede sabırla bana neden böyle olması gerektiğini anlatıyor. Gün boyu 70 hasta almış. Hepsinin ağrılı dizleri, kırık kemik acıları vardı ve sıra beklerken sürekli bir kavga halindeydiler. Yaşlı bir teyze oturmuş bu ilacı bana yaz diye bağırıyordu, elinde ilaç poşeti, bir kutu iğneyi göstererek.
Kendimi hasta masasında uzanırken buluyorum. Yan masada el bileği alçılanacak hasta. Doktor önce bileği alçılıyor. 3 haftamı kolumda kalacak? Şaka gibi deyişimi hatırlayıp gülümsüyor kendi kendine, sonra "nasıl düştün ki bu kadar" diyor. Diğer hastanın bileği ile uğraştığından alınmıyorum üzerime, soru cevapsız kalınca doktorun bana sorduğunu farkedip apar topar "banyoda düştüm" diyorum. Adamı kızdırıp birde yok boynuna kadar alçı gerek dedirtmenin bir anlamı yok. Sıra bana gelince sevimli hemşire elimi tutuyor.
"90 derece açıda olacak", birazdan donup ağırlaşacak ve 3 hafta bedenimin istenmeyen bir parçasına dönecek sargıyı yavaşça omzuma sarılıyor. 14 yıl önce ayağıma yapılan alçıya benzemiyor. 20 gün sonra döneceğim diyor doktor, o zaman gel. Dönüşünüzü iple çekeceğim doktor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)