3 Haziran 2015 Çarşamba

İstanbul.
Seni çok özledim bilesin. Ya da bilmesen de olur. Bir filmin karesinde.
Müşfik Kenter seslenir Zuhal Olcay'a. Canımın içi boğazın kenarında.
Madem ateşin var, ne duruyorsun karanlıkta?

22 Mayıs 2015 Cuma

Uzun zamandır olmadığım kadar yorgundum. Bu şehre geleli son bir hafta kadar çalışmamıştım. Akşamın mesai sonrası bir saatinde, alışverişi de yapıp arabayı park ettim. Poşetleri  ön koltuktan alırken bina girişinde duran  birini fark ettim. Muhtemel bir komşu, yüzü tanıdık. Komşuya her zamanki alışkanlığımla, benimle muhatap olmadan asansöre binebileceği kadar bir zaman tanıdıktan sonra ilerledim. Kapı henüz kapanmamıştı, son anda tuttum. "Aslında sizi bekledim." dedi muhtemel komşu. "yakaladım" dedim gülümseyerek. Komşu "nasılsınız" dedi. Birden aylardır, etrafımda gördüğüm, genel sosyal gerekler itibariyle selamlaşıp hal hatır sormam gereken insanlara ne kadar soğuk, mesafeli, huysuz durduğumu fark ettim. "teşekkür ederim, iyiyim, siz nasılsınız" dedim. Komşuda aynı nezaket söylemleriyle cevap verdi. Asansörden inerken de iyi akşamlar dedik hatta. Sadece çok yorgun olduğum için biran, içinde bulunduğum haleti ruhiyeden çıkıp normale dönmemin ne kadar kaygı verici olduğunu hissettim. Oysa hayatımın bundan 9 yıl önceki "başka bir şehirde yaşam kuruyorum" macerasında, insanoğlunun yaratılışı itibariyle sadece sokakta görüp selamlaştığı insanlara bile ihtiyaç duyacak kadar sosyal bir varlık olduğunu deneyimlemiştim. Kendi kendime daha sosyal olmaya çalışmak üzere söz verdim. Tabii ki tutamayacağımı bilerek.

9 Mayıs 2015 Cumartesi

1 Nisan 2015 Çarşamba

Kapkaranlık bir günü geride bırakıp yeni bir güne başlamak.

29 Mart 2015 Pazar

Şafak, belirsiz bir gün, beklediğinden daha yakın.

Bugün bir dostun verdiği iyi bir haber, baharın ilk güzel günü olması dışında da kendimi mutlu hissettirdi. Dönebilirim.

24 Mart 2015 Salı

Şafak 1224 gün.

Yağmur sürekli yağıyor. Sabah ve çoğu zamanda akşam üzeri. Hep gri, ıslak ve yorgun bir deniz uzanıp gidiyor pencerenin dışında. Yoruluyorum, ama iyiyim. Dönüp Şehre gittiğim zamanlarda, bir zamanlar "orada" yaşadığım sokaklardan geçerken, ne kadar çabuk yabancı olduğumu düşünüp hayret ediyorum. Burada yaşayan tanıdıklarıma geldiğimde, 'dışardan gelen'in ben oluşum saçma geliyor. Sırf bu yüzden bile bir daha gitmek istemediğimi düşünüyorum her seferinde. Devasa metropolün ayrı yerlerinde kalırken bölük pörçük bir kaç anı yüzüme çarpıyor. Dönmek için nedenim kalmayacak, artık dönmeyi istemeyecekmişim gibi geliyor.

4 Mart 2015 Çarşamba

"Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku".

Fakat bu kadar güzel ismi olan bir film, üstelikte güzel başlamışken ve hatta bir süre de aynı güzellikte devam etmişken nasıl buna dönüşür?  Acı hayal kırıklığı ve burukluk içinde, Erdal Beşikçioğlu'nun bohem yazar karakterine, en az küfürbaz ankaralı karakteri kadar   yakıştığı   gerçeği ile teselli bulup filmi sonuna kadar izledim. Sonu aceleye gelmiş yemek gibi. Atılması gereken baharatları, yada en can alıcı noktası atlanmış.
Bir zamanlar, "kuzeyde bir yer"i izlerdim. Orada her kadının en derin fantezilerinden biri olarak,  tüm sevgililerinin uzun bir masada oturup yemek yedikleri bir sahne vardı. Dramatik olan tüm bu sevgililerin en sonuncu dışında, ölmüş olmalarıydı.