4 Mart 2015 Çarşamba

"Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku".

Fakat bu kadar güzel ismi olan bir film, üstelikte güzel başlamışken ve hatta bir süre de aynı güzellikte devam etmişken nasıl buna dönüşür?  Acı hayal kırıklığı ve burukluk içinde, Erdal Beşikçioğlu'nun bohem yazar karakterine, en az küfürbaz ankaralı karakteri kadar   yakıştığı   gerçeği ile teselli bulup filmi sonuna kadar izledim. Sonu aceleye gelmiş yemek gibi. Atılması gereken baharatları, yada en can alıcı noktası atlanmış.
Bir zamanlar, "kuzeyde bir yer"i izlerdim. Orada her kadının en derin fantezilerinden biri olarak,  tüm sevgililerinin uzun bir masada oturup yemek yedikleri bir sahne vardı. Dramatik olan tüm bu sevgililerin en sonuncu dışında, ölmüş olmalarıydı.

28 Şubat 2015 Cumartesi

İşte her cumartesi akşamı olduğu gibi yine odanın kapısında durmuş, "ders çalış, yoksa öleceksin, sürüm sürüm sürüneceksin, tek ayağından tavana asar seni hayat" içerikli konuşmanın bir yerinde kendimi kaptırmış kızıma çemkirirken şöyle klasik bir cümle ile konuyu bağladığımı sandım.
"Artık sorumluluklarını almalısın!"

Kızım sakince başını kaldırdı, ve insanı çileden çıkaran soğuk kanlı bakışıyla yüzüme baktı.
"Önce sorumluluklarımı bırakman gerekiyor ki alayım."


27 Şubat 2015 Cuma

Şafak 1248 gün.

Günler hızla geçmekteyken, hava son cemrenin toprağa düşmesiyle  ağır sakin usulca ısınırken, çarpan Kleist cümlesi " Ruhum öyle yaralı ki, neredeyse burnumu pencereden dışarı çıkardığımda doğan gün ışığı canımı acıtıyor".
Bırakıp gittiği halde, terkedilme sendromu yaşamak  (Kentle Kadın ilişkisi).

13 Şubat 2015 Cuma

Şafak 1296 gün.

Bazen çok yorgun oluyorum. Gözlerimi kapatıp kanepeye uzanıp, günü, haftayı nerede olduğumu, kim olduğumu unutmayı istiyorum. Asosyalliğimin zirvesinde, kimseyi görmeye tahammül edemeyecek halde zamanı tüketmek istiyorum. Görüşmem gereken insanlar bana azap veriyor, sosyal zorunluluklarım olması başa çıkılamayacak bir durum gibi geliyor.

8 Ocak 2015 Perşembe

Bu kış mevsimini benden fazla seven biri varsa o da Nuri Bilge Ceylan'dır, iki gözüm önüme aksın. :)

3 Ocak 2015 Cumartesi

Şafak, kimbilir kaç gün.

Yeni yılın en güzel anı, tüm o tantanalı misafir ağırlama hallerinin sonrasında annemin koltukta kahkalarla güldüğü ve "uzun yıllardır bu kadar gülmemiştim" diye kendi kendine mırıldandığı andı. Hayatım boyunca unutmayacağım ve işte sırf bu cümle için bile tüm yorgunluklara  değdi dediğim an.

22 Aralık 2014 Pazartesi

Şafak 1346 gün.

Buraya yazmayalı uzun zaman olmuş yine. Komşu şehre, ana ocağına gitmek, geri dönüp yılsonu iş koşturmacasında kısa bir süre kaybolmak dışında pek birşey yapmadan geçen günler. Köydeki eve gelen yaşlı misafirin yüzüme bakıp "doğduğun kente döndün ha" deyişi sessiz mavi gözlerini uzaklara çevirerek. "Ben oraya 96'dan beri gitmedim" . Gitmediği kentin  kaybettiği kocasının anılarıyla dolu oluşu. Annem de  böyle söylemişti. O ağır yas dolu günleri başkente taşındığımızda geride bıraktım. Bu şehirde babamın ardından varoluş mücadelesine daldığı günler. Ne kadar küçükmüşüm ve ne kadar uzakmışım annemin yaşadıklarından. Kendi varoluş mücadelemi verirken kentte şimdilerde anlıyorum. Hayır. Sadece hissediyorum.