13 Ekim 2014 Pazartesi
Tayin zamanı yaklaşıp, şafak sıkıştırmasının tavan yaptığında duyduğumda tüylerimi diken diken eden cümle, "senin için iyi olan.." diye başlayan ve tanıdığım neredeyse herkesten duyduğum cümleydi. Burada tanıştıklarımda istisnasız "alıştınız mı?" diye başlıyorlar. Hayır neye alışacağım arkadaşım? diye bir atarlanasım geliyor, derin bir nefes alıyorum cevaba başlamadan önce. Yada durup "peki siz, bana alışabildiniz mi" diyeceğim birgün.
11 Ekim 2014 Cumartesi
Metropol insanı versus Metmepol insanı.
Metropol insanı her daim kaygıyla koşturmak zorundadır. Metmepol insanının ise küçük dertleri, büyüttüğü sorunları, hayatın kolaylığının bünyeye getirdiği boşluk duygusu ile başa çıkabilmek için durduğu yerde uydurduğu zorlukları vardır. Her iki grup içinde diğer grubun içinde yer alma ihtimali korkunçtur. Ortak duyguları "ben orda nasıl yaşarım"dır. Bu fani, küçük hisleri kendilerinin büyük, anlamlı bir yer işgal ettirdiği hissini yaşatır.
Metropol insanı her daim kaygıyla koşturmak zorundadır. Metmepol insanının ise küçük dertleri, büyüttüğü sorunları, hayatın kolaylığının bünyeye getirdiği boşluk duygusu ile başa çıkabilmek için durduğu yerde uydurduğu zorlukları vardır. Her iki grup içinde diğer grubun içinde yer alma ihtimali korkunçtur. Ortak duyguları "ben orda nasıl yaşarım"dır. Bu fani, küçük hisleri kendilerinin büyük, anlamlı bir yer işgal ettirdiği hissini yaşatır.
Şafak 1417 gün.
Günler sessiz, sakin ve yorucu geçiyor zaman zaman. Balkondan sabahları kayıkları izliyorum. Denize açılan, çok daha erken bir saatte açılıp geri dönenler. Belkide insan tüm sıkıntılarından arınıyordur kayığın burnu ufka doğru ilerlerken. En çok o sahne güzel olmalı. Geride karayı bırakıp, ufka doğru açılmak. Kayık alacağım diye söylenip duruyorum, sonra da motosiklet alacağım diye. İnsanın burda değişik amaçları oluyor, metropolün kaygılı zamanlarından. Akışına bırakmak hali. Birde şu kahve yokmu, insanın canına can katan. Kokusu, tadı. Seviyorum ülen.
Günler sessiz, sakin ve yorucu geçiyor zaman zaman. Balkondan sabahları kayıkları izliyorum. Denize açılan, çok daha erken bir saatte açılıp geri dönenler. Belkide insan tüm sıkıntılarından arınıyordur kayığın burnu ufka doğru ilerlerken. En çok o sahne güzel olmalı. Geride karayı bırakıp, ufka doğru açılmak. Kayık alacağım diye söylenip duruyorum, sonra da motosiklet alacağım diye. İnsanın burda değişik amaçları oluyor, metropolün kaygılı zamanlarından. Akışına bırakmak hali. Birde şu kahve yokmu, insanın canına can katan. Kokusu, tadı. Seviyorum ülen.
25 Eylül 2014 Perşembe
Şafak 1433 gün.
Bir acaip memleket. Hala omuz atma geleneğini sürdüren hisli tacizci gençler var mesela. Nedir bu omuz atma hikayesi evladım dur bir düşün, git yaşıtlarına konuş eğlen keyifli zamanlar geçir, ne yapmaktasın diyesi geliyor insanın. Yada aa ben çocukluğumdan hatırlıyorum bunu, vay hala sürüyormu buralarda denebilir. Yanlış anlaşılmanın kesin olduğu durumlar.
Öyle deme, güzel yönleri de var, "İki elin parmakları kadar çalışan varız burda" dedi hoşgeldine gelen meslektaş. Bir kere "hoşgeldin'e gelmek" eyleminin kendisi bile buraya has. Geldiğin yerde geldin mi gittin mi öldün mü kaldın mı kimsenin umrunda olmazdı .
Fena olan durum, bu hoşgeldin ziyaretini yapan kıdemli meslektaşlardan birinin, acaba mesleki bilgisi benden çokmudur kaygılarıyla yaptığı ben herşeye hakimim temalı sohbetler. Üstelik benim hemen her konuda olduğu gibi mesleki bilgiler konusunda da kenarından köşesinden hiç bir iddialı tavrım yokken. Bir de Burada işlerin kör tuttuğunu öper mantığıyla yürüdüğünü usulünce anlattıp peki siz nasıl yapardınız diye sakin soruşu yokmu.
21 Eylül 2014 Pazar
Şafak 1437 gün.
Sabah sessizliğinde balkonumdan karadenizi izliyorum. Sabah koşularını yapan bir kaç insan, sahildeki yürüyüş yolunda, yan taraflarında dalgalanan, köpüren denize paralel yürüyorlar. Arada büyük araçlar sahil otobanından geçiyor. Bulutlu, süt beyazı gökyüzünde batıdan gelen uçak yavaşça alçalıyor. Yavaş ve sinsice alıştırıyor kendini bana şehir. Onu yeniden sevmeyi, yeniden bağlanmayı öğreniyorum.
Sabah sessizliğinde balkonumdan karadenizi izliyorum. Sabah koşularını yapan bir kaç insan, sahildeki yürüyüş yolunda, yan taraflarında dalgalanan, köpüren denize paralel yürüyorlar. Arada büyük araçlar sahil otobanından geçiyor. Bulutlu, süt beyazı gökyüzünde batıdan gelen uçak yavaşça alçalıyor. Yavaş ve sinsice alıştırıyor kendini bana şehir. Onu yeniden sevmeyi, yeniden bağlanmayı öğreniyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
