13 Ağustos 2013 Salı

 Hayatımda ilk defa içimde karşımdakine fiziksel acı verme hissi doğuyor. Mesela kafasına sert bir cisimle vurmak olabilir. Hem ciddi bir beyin sarsıntısı geçirirse belki olanı biteni daha net görebilir. Fakat gel gör ki karşımdaki 1.80 boyunda, iki katım ağırlığında ve 4000 km uzakta. Eğer bir gün kızımı sağlıklı bir birey olarak yetiştirebilirsem, ki bu "babasına rağmen" oldukça zor görünüyor, ne yaşanıp bittiğini anlayacak. Şimdi susuyorsam sadece bunu  bildiğim için.

2 Ağustos 2013 Cuma

Popper ve huzur dolu bir iftar üzerine.

 Yüzünü çevreleyen gümüş bir hare gibi beyazlaşmış sakalların ve gülümseyişinle karşımda oturmuş sakince puronu içiyor ve popper'dan bahsediyordun.
"Yanlışlayamadığın şeyleri de doğru kabul etmen gerektiğini söylüyor, yani bir bilginin doğrulanması değil, yanlışlanamaması"
Arkamızda şehrin en güzel tepelerinden birinde gecenin sessiz sakin uzanışı.
Popper, Karl. Klasik bilim görüşünü ve dolayısıyla tümevarımcılığı reddederek yanlışlamacı bilim anlayışını geliştirmiş olan çağdaş bilim ve siyaset filozofu.Popper'a göre, hipotez yada teori doğrulanmak için değil de yanlışlanmak için test edilir. Onun en önemli yeniliği de burada ortaya çıkar. Hiç bir bilimsel teorinin kesin sonuçlu olarak doğrulanamayacağını öne süren filozof, demek ki mutlak hakikat düşüncesinden vazgeçer. Felsefe sözlüğü, Ahmet Cevizci.
Kimliklerimizden arınıp sadece iki kişi olarak konuşabilmek.

27 Temmuz 2013 Cumartesi

"Ah ben senin lazanya yaptığını da bilirim" dedi telefondaki ses, blogu okumuş gülüyordu. "Sıksan portakallı ördek de yaparsın sen, de işte  yaptıracak adam lazım" Gülmeye devam ettik. Hayatımızda ayda bir bile olsa bizi güldürebilen insanların olması ne güzel birşey diye düşünüyordum. Bahsettiği zamanın neredeyse bir ömür kadar uzakta olmasına rağmen. Benim bile unuttuğum günlerimi hatırlayan.

21 Temmuz 2013 Pazar

Herşey pazar sakinliğinde. Telefonum olmasa. Birkaç film, ve mrs dalloway, ve bütün gün uzanmaktan başka yapılacak şeylerin hepsini erteleyebilme lüksü. Gözlerimi kapayıp televizyonda izlediğim  programdaki  kadının tarif ettiği yemeğin bütün ayrıntılarını hatırlayabiliyorum. Ramazanın etkisi mi yoksa, aniden ortalığa çıkıveren talibimin zorunlu olarak çağrıştırdığı  gerçekten akşamları "yemek" hazırlayabilen bir kadın olabilir miyim sorusunun aklımı karıştırması mı. Hayır demişti Arsan, asla evde ç.kü olan biri varmış gibi yemek hazırlayamazsın!. Ben daha çok evde küçük bir kız varmış gibi yemek yapıyordum, haklıydı.
Talibi incitmeden göndermek ve akşama o yemeği yapmak lazım.

25 Haziran 2013 Salı

ankara. en iyi kalpli uvey ana. daha seminerin ikinci gununde havlu atmak uzereyim. donmek istiyorum evime. bu tuhaf sosyallikler halinden basim,dondu. iki uc gun icinde son bir yilda konustugumdan daha fazla insanla konustum, imdat.

20 Haziran 2013 Perşembe

Ve işte, akıp gidiyordu zaman.
Ru be ru.
Başımın üzerinde sarı bir ışık durmaksızın odanın tavanına vuruyordu. Sesleri, renkleri kendine çekip uzaklaştırıyordu. Başım sızlıyordu. Unutup kaybolmak için. Ne olup bittiğini anlayamıyordum. İnsanın en tedirgin hallerinden biri değil midir bu. Gözkapaklarımın üzerine başparmağımla sıkıca bastırdım. Öğrenilmiş hareketler. Kendimle kalmayı seviyorum. Herkes uyuduğunda ve zaman benim olduğunda.
"Gözlerini kapat. Şimdi zamanın düz çizgisinin dışına çık. Hangi zamandaysan, onu yaşayabilirsin artık."
Ruberu. Kendinle yüzleşebilirsin artık.

4 Haziran 2013 Salı

Sonra bir sürü tuhaf anı birbirinin içine girerek, gerisin geriye ayrıldı. Bulutların hızla yoğunlaşırken birbirine çarpıp sonra yeniden ayrılması, yeniden gürültüyle çarpışması gibi. İktidar sarhoşluktur, insan yanılgısının ortasında gerçeklikten hızla sıyrılır. 

Evliliğim 2ci ayında, ayağımı kırmış, alçılı, koltuk değeneklerimle 20 gündür evde oturduğum bir cumartesi, 'dışarı' çıkmaya karar verip apartmanın 5 katını tek ayağımın üzerinde zıplayarak indikten ve dönüşte zıplayarak çıkmayı göze aldıktan sonra henüz  ex olmamış  husband, beni o parka götürdü. Bu kente mahsus bir kalabalıkta, çay bahçesinde oturulacak tek bir boş sandalye bile yoktu. Ex husband beni parkın belki yüzyıllık ağaçlarından birine yaslanmış halde bırakarak etrafta boş bir yer ararken bir garsona yaklaştı ve "arkadaş sakat" dedi yardım isteyerek. Sevimli garson bana gülümseyerek baktı, "e güzelim ne işin var senin bu ökhüzle" der gibi, sonra döndü ve "geçici bir durum galiba" dedi. Yinede yardım etti, ve küçük plastik bir masa ayarladı. Oturdum, ve evliliğim boyunca "arkadaş" olarak kalacağımı bilmeden karşımdakinden bağımsız, dışarıda olmanın, insanların, bu gürültülü  güzel şehrin bir parçası olduğumu hissettim. 

Şimdi derin bir sessizlikle herşeyi kabul eder görünür kalabalığın, bu parkla "hayır!" deyişini ve bu hayırın kalanlar için ne kadar tahammül edilemez bir kelime olduğunu izlerken, yönetme, yönetilme, tercih etme, ve isteklerini ifade etmenin karşılığının sadece biber gazı olmayacağına şahitlik edebildiğime hem inanıyorum, hem seviniyorum.