27 Mayıs 2013 Pazartesi
Kendimi çürümüş bir fil gibi hissediyorum demişti. Şimdi, ciğerimin sızıltısı yükselen ateşime karıştıkça, bir yandan sabah reçel kavanozunu düşürdüğüm ayak parmağım acırken yattığım yerde tam da böyle hissediyorum. Birisi kış hastalıklarının iyi, yaz hastalıklarının çekilmez olduğunu söylüyordu, kat kat yorganların altında ateşinin yükselmesinin keyfi ile başa çıkılamaz bir sıcakta ısı duygusunu yitirmenin anlamsızlığı. Ya da bu ateş içinde herşeyi ben uyduruyorum, gözlerimi halojen lambanın tavana vuran şiddetli ışığına dikip kendimi aydınlığın içinde yitirmeye çalışıyorum. Aslında herşey beynimin bana küçük oyunları. O zaman. Beynimizi keşfedelim.
8 Mayıs 2013 Çarşamba
Ne oluyor yahu dedim. Kim. Ben mi demiştim ki? Şaka gibi, mesene uçup gitti, tamam, ne oluyor içtiğim sigara markasının tedavülden kalkması da ne demek? Yok ablacım diyor tezgahının arkasındaki ortayaşlı amca. Firma kaldırdı o sigarayı. Galiba ya yenileyecek yada tamamen kaldıracak. Nasıl ya. Sen o kadar bağımlı yap, ondan sonra terk et git. Hayatımdaki zararlılar öyle apansızın terk etti ki beni. Hiç de usulüne uygun olmayan bir biçimde. Hiç olmayacak işler bunlar ah. Hiç hemde. Adi telve. Kesin her ikisinin arkasında da sen varsındır. Gerçi sende uçtun gittin ya bu alemden. Pek keskin bir kırılma oldu bu da. Bir yaştan sonra hayat daha yumuşak geçişlerle dolu olmuyor muydu? Ah, çestırın tarlasından uzak geçecek günlerim.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)