3 Kasım 2016 Perşembe
21 Ekim 2016 Cuma
Diş ağrım evre atlayıp baş ağrısına dönüştüğü aylarda bir gün, şiddetli bir baş ağrısından serseme dönmüş halde eve gelip, daha fazla bu şekilde devam edemeyeceğimi fark edince bir doktora gittim. Neylersin ki Aile hekimi değil dişçiye gitmem gerekiyordu. Aile Hekimi yaşlı amca, baktı ve olumsuz bir cık cıklamayla acilen dişine baktırman gerekiyor dedi. Sessizce antibiyotiğini yazarken elime tutuşturdu anlamsız numaralara bakıp, içimden burada yazdığınız ilaçların hiç biri yok, ya eczacı amca kafasına göre ilaç verirse ne olacak diye düşünsemde çıktım. Dişçiye gitmeliydim.
22 Ağustos 2016 Pazartesi
Eski büyük şehir alışkanlıklarımın bir parçası olarak, sokağın ortasında durup yanındakini indiren, hatta sürücü koltuğundan inip bagajdan valiz çıkaran amca, bir de inen orta yaşlıca hatunla sohbete başlayınca yorgunluk, gerginlik halinden kornaya basıverdim, hiç sevmediğim halde. Adam hiç acele etmeden sağa park etti, ama sağda iki araçlık boş yer varken, ve bende nasılsa diğer yere park ederim diye niyetlenmişken, amca körlemesine girip tek başına işgal etmişti. Yüzümde nasıl bir ifade belirdiyse inen kadın karşı kaldırıma geçmiş ve bana bakıyordu, "oraya mı park edeceksin" dedi rahat. Böyle sanki uzak bir akrabammış, teyzem yada halammış edasıyla. Sonra adama bağırmaya başladı.
"azcık öteye park etsene kaç kişilik ora! yanaş yanaş!"
Bütün sinirim yerini sıcak bir gülümsemeye bırakırken, adam kadının direktifi doğrultusunda yanaşmaya çalışıyordu. Kadında devam ediyordu, "Köyden fasulye getiriyordum, 10 kilo vardı belki, bırakmışız öbür arabada unutmuşuz"
"ya.. tüh tüh.."
"ya, şimdi inince bi baktım ki yok.. öbür arabada unuttuk kesin. o kadar da canım çıkmıştı toplayana kadar.. onu tartışıyorduk inerken" Gülmekle üzülmek arasında kalmıştım, bir iki vahlayıp, adamın bıraktığı yere park ettim. Adam hala bagajda, açık arka kapının derinliklerinde fasulyeyi arıyordu.
"azcık öteye park etsene kaç kişilik ora! yanaş yanaş!"
Bütün sinirim yerini sıcak bir gülümsemeye bırakırken, adam kadının direktifi doğrultusunda yanaşmaya çalışıyordu. Kadında devam ediyordu, "Köyden fasulye getiriyordum, 10 kilo vardı belki, bırakmışız öbür arabada unutmuşuz"
"ya.. tüh tüh.."
"ya, şimdi inince bi baktım ki yok.. öbür arabada unuttuk kesin. o kadar da canım çıkmıştı toplayana kadar.. onu tartışıyorduk inerken" Gülmekle üzülmek arasında kalmıştım, bir iki vahlayıp, adamın bıraktığı yere park ettim. Adam hala bagajda, açık arka kapının derinliklerinde fasulyeyi arıyordu.
11 Temmuz 2016 Pazartesi
Bütün bunların dışında kalmak istiyordum. Mesela, zamansız yağan yağmurun. Yazın en sıcak günlerinde bile birden bulutlar toparlanıp bir kaç gök gürültüsünün ardından hızla yağabilir. Bu iyi seçenek. Kötü olan nemin gittikçe arttığı ikindi vakitlerinde, nefes alamadan cama bakakalmak. Sonra şehrin ne gerek varsa her tepesine yazılmış adı. Bekle ve martıların sesini dinle. Gözlerini kapat. uzundur işe gelmemenin cezası, terfi sayılabilecek, sana kalırsa angarya yüklemesi. Bu haberi bahşeden kıdemli meslektaş, koltukta dönüyor pek ciddiyetsiz bir halle. "ya. öyle mi." deyişimi o kadar ilgisiz buluyor ki bir başkası tekrarlattırıyor cümleyi.
3 Temmuz 2016 Pazar
2 Temmuz 2016 Cumartesi
Hava sıcak. Biliyorsun işte, nemli yapış yapış haziran sonu. Temmuz başlamış bile olabilir, farkında değilim tarihin bir süredir. Hep aynı şeyleri yaptığımdan mı, yoksa zamanın son bir kaç aydır değişik bir durağanlığa bürünmesinden mi. Okumaya çalışıyorum ama o da istikrarsız gidiyor pek. Bir o tarafa bir bu tarafa atlayıp hiç bir şey yapamıyorum aslında. Eve gelen çiçek yavaşça soluyor. Sakince.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
