22 Ağustos 2016 Pazartesi

Eski büyük şehir alışkanlıklarımın bir parçası olarak, sokağın ortasında durup yanındakini indiren, hatta  sürücü koltuğundan inip bagajdan valiz çıkaran amca, bir de inen orta yaşlıca hatunla sohbete başlayınca yorgunluk, gerginlik halinden kornaya basıverdim, hiç sevmediğim halde. Adam hiç acele etmeden sağa park etti, ama sağda iki araçlık  boş yer varken, ve bende nasılsa diğer yere park ederim diye niyetlenmişken, amca körlemesine girip tek başına işgal etmişti. Yüzümde nasıl bir ifade belirdiyse inen kadın karşı kaldırıma geçmiş ve bana bakıyordu, "oraya mı park edeceksin" dedi rahat. Böyle sanki uzak bir akrabammış, teyzem yada halammış edasıyla. Sonra adama bağırmaya başladı.
"azcık öteye park etsene kaç kişilik ora! yanaş yanaş!"
Bütün sinirim yerini sıcak bir gülümsemeye bırakırken, adam kadının direktifi doğrultusunda yanaşmaya çalışıyordu. Kadında devam ediyordu, "Köyden fasulye getiriyordum, 10 kilo vardı belki, bırakmışız öbür arabada unutmuşuz"
"ya.. tüh tüh.."
"ya, şimdi inince bi baktım ki yok.. öbür arabada unuttuk kesin. o kadar da canım çıkmıştı toplayana kadar.. onu tartışıyorduk inerken"  Gülmekle  üzülmek arasında kalmıştım, bir iki vahlayıp, adamın bıraktığı yere park ettim. Adam hala bagajda, açık arka kapının derinliklerinde fasulyeyi arıyordu.

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Bütün bunların dışında kalmak istiyordum. Mesela, zamansız yağan yağmurun. Yazın en sıcak günlerinde bile birden bulutlar toparlanıp bir kaç gök gürültüsünün ardından hızla yağabilir. Bu iyi seçenek. Kötü olan nemin gittikçe arttığı ikindi vakitlerinde, nefes alamadan cama bakakalmak. Sonra şehrin ne gerek varsa her tepesine yazılmış adı. Bekle ve martıların sesini dinle. Gözlerini kapat. uzundur işe gelmemenin cezası, terfi sayılabilecek, sana kalırsa angarya yüklemesi. Bu haberi bahşeden kıdemli meslektaş, koltukta dönüyor pek ciddiyetsiz bir halle. "ya. öyle mi." deyişimi o kadar ilgisiz buluyor ki bir başkası tekrarlattırıyor cümleyi.

3 Temmuz 2016 Pazar

boşver herşeyi. dinle sadece.

2 Temmuz 2016 Cumartesi

Hava sıcak. Biliyorsun işte, nemli yapış yapış  haziran sonu. Temmuz başlamış bile olabilir, farkında değilim tarihin bir süredir. Hep aynı şeyleri yaptığımdan mı, yoksa zamanın son bir kaç aydır değişik bir durağanlığa bürünmesinden mi. Okumaya çalışıyorum ama o da istikrarsız gidiyor pek. Bir o tarafa bir bu tarafa atlayıp hiç bir şey yapamıyorum aslında. Eve gelen çiçek yavaşça soluyor. Sakince.

28 Mayıs 2016 Cumartesi

Yaşadığımız o ağır günleri ardımızda bırakıp eve adım attığımızda kızımın yaptığı ilk iş, fırtınalı dönemlerinde kapısına iliştirdiği ve üzerinde "Odama asla girme!" yazılı notu çekip atmak oldu.  Hayatımızın bir evresini birlikte geride bırakmıştık.

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Otelin iki odalı dairesine hapsolmuş, yatak odasına niyetine döşenen kısmında yatağa oturmuş tavana bakıyordum. Bir, iki ve üç. Biri mesaj atıyordu. "otelden çıktın mı?" hayır tabii ki. "birşeye ihtiyacın var mı?" Bir dönem bir grup insan "senin için uygun olan.." diye başlayan cümleler kurardı. Şimdi de "bir şeye ihtiyacın va rmı" diye soruyorlar. Neye ihtiyacım olduğunun farkında değilim. İyi olmadığım kesin. Ne istediğim, ne olması gerektiği ya da bugünün günlerden ne olduğunu karıştırmaya başladım. Sanki aynı sabah hep tekrar ediyor. Uyanıyorum, balkona çıkıp acele bir sigara içip tekrar yatağıma dönüyorum. Uyuyakaldığım yataktan kapının tıkırtısı ile uyanıyorum yeniden. Otel görevlisi abla, elinden kocaman bir kahvaltı tepsisiyle bana gülümsüyor, tepsiyi elinden alıp teşekkür ediyorum. Her sabah aynı kahvaltıyı, meyve suyu, sahanda yumurta bir kaç çeşit peynir zeytin ve simit, iştahla yiyorum. Günün tek öğünüymüş gibi. Sonra yeninden balkon ve sigara. Tüm bunların zamanın sonu yada başlangıcı olduğunu ve hep böyle süreceğini düşünüyorum. Sanki olağan akışında bir yere birşey takıldı ve süreklilik arzetmeye başladı tek bir gün. Otel, güzel ışıklandırılmış bir oda, kahvaltı balkon ve sigara. Hala sigara stoğumun bitmemesinden dışarı çıkmak zorunda olmamanın rahatlığıyla uyuyorum.  O çekmeceyi açışımda hep aynı sayıda paketi duruyor  görüyorum. Oysa balkonda ki paket bitiyor ve ben aynı çekmeceden yenisini açıyorum. Neden azalmıyor. Bir de telefonlar var işte. Birşeye ihtiyacın varmı telefonları. Belki birilerini görürsem, bunun zamanda bir takılma değil, gerçek bir an olduğunu düşüneceğim. Ama nedense sadece telefonda sesler var, ve ben umutsuzca sigara içiyorum balkonda. Kahvaltıyı izleyen saatlerde otelde çalışan bir kaç abla gelip temizlik yapıyorlar ve kahve makinesine üç adet filtre kahve bırakıyorlar. Neden üç. Makineye özel küçük plastik kutucuklar içinde kahveler. İçine atıyorum, düğmesine basıyorum ve öndeki muslukçuktan incecik kahve bardağa dökülüyor. Gerçek olamayacak kadar tuhaf bir görüntü aslında. Her seferinde dökülen kahve miktarı bardağa göre çok az oluyor, ve bir miktar daha su kaynatmak zorunda kalıyorum. Biraz da süt. Süt de azalmıyor buzdolabında. İyi değilim kesin.

5 Nisan 2016 Salı

Sen bulut. Ben deniz.