23 Ağustos 2015 Pazar

Sevgili sol kolum,

İnan olup biten herşey benim isteğim dışında gelişti, pamuklara sarılmış olsanda 25 gün taşımak zorunda kaldığın alçı da mümkün olan en hafifiydi. Şimdi isyan edip işlevini tam yerine getirmeyişini katlanılabilir bir naz olarak kabul etsemde eski günlerime dönüp sol omzumu kaşıyabildiğin günleri dört gözle bekliyorum inan. Emin ol, hemen ağır şeyler kaldırmaya başlamayacağım.

26 Temmuz 2015 Pazar

Yaktın beni doktor. Bu temmuzun imansız sıcağında, omzuma kadar alçı.
 "şöyle istediğim zaman çıkabilecek güzel bir atel takayım renkli bişi" diyorum. Gülümsüyor aklın nerde der gibi.
 "alçı yapacağım"
"nerden nereye kadar şöle dirsek etrafı biraz dimi" diyorum.
" Omzunuza kadar ve elinize de geçecek"
" o kadara gerek yok ki dirsek sabitlense yeter" diyorum. Gülümsüyor.
"altı yıl uzmanlık okudum ben, hastalarımla alçı pazarlığı yapmıyorum."  Yinede sabırla bana neden böyle olması gerektiğini anlatıyor. Gün boyu 70 hasta almış. Hepsinin ağrılı dizleri, kırık kemik acıları vardı ve sıra beklerken sürekli bir kavga halindeydiler. Yaşlı bir teyze oturmuş bu ilacı bana yaz diye bağırıyordu, elinde ilaç poşeti, bir kutu iğneyi göstererek.
  Kendimi hasta masasında uzanırken buluyorum. Yan masada el bileği alçılanacak hasta. Doktor önce bileği alçılıyor. 3 haftamı kolumda kalacak? Şaka gibi deyişimi hatırlayıp gülümsüyor kendi kendine, sonra "nasıl düştün ki bu kadar" diyor. Diğer hastanın bileği ile uğraştığından alınmıyorum üzerime, soru cevapsız kalınca doktorun bana sorduğunu farkedip apar topar "banyoda düştüm" diyorum. Adamı kızdırıp birde yok boynuna kadar alçı gerek dedirtmenin bir anlamı yok. Sıra bana gelince sevimli hemşire elimi tutuyor.
 "90 derece açıda olacak", birazdan donup ağırlaşacak ve 3 hafta bedenimin istenmeyen bir parçasına dönecek sargıyı yavaşça omzuma sarılıyor. 14 yıl önce ayağıma yapılan alçıya benzemiyor. 20 gün sonra döneceğim diyor doktor, o zaman gel. Dönüşünüzü iple çekeceğim doktor.

1 Temmuz 2015 Çarşamba

24 Haziran 2015 Çarşamba

Uzun ince bir yoldayım.
Gidiyorum gündüz gece.

15 Haziran 2015 Pazartesi

Ne dinliyorsun dedi biri.
Oysa hiçbir şey dinlemiyordun. Müzikle ilişkini askıya almıştın uzun zamandır. Bir zamanlar annenin "müzik duymak istemiyorum" cümlesini onun müziği bilmeyişine yaşamayışına yormuştun. Öyle değilmiş halbuki. Çok başkaymış. Ruhunun hiçbir şey hissetmek istemediği anlar gelirmiş hayatta. Hiç bir duyguya tahammül edemeyeceği. Neyse ki karadeniz var önünde upuzun, sessizce ufka uzanan, ve öfkelendiğinde hırsını büyük dalgalarını otobana doğru vurarak alan köpük köpük. Hiçbirşey dinlemediğini anlatamayacağın için, vinteuil sonatını dinliyorum dedin. 

10 Haziran 2015 Çarşamba

Şehri izliyorsun. Akşamüstü. Balkonun camlarından dışarı. Şehrin trafiksiz yolları. Az araç, az insan. Az muhabbet. Bol martı. Öyle demiştin. Tanrım, gittiğim şehirde martıların olmamasına nasıl dayanacağım?. Gittin. Çok martılı şehre. Bazen bir zamanlar tanıdığın insanlardan haber alıyorsun. Bir zamanlar onlarla paylaştığın şeyler geliyor aklına, en çok zaman. Çok geçmişte kalmış gibi şimdilerde. Çok gelecekte bir gün, yeniden başlama ihtimalin. Yeniden başlayamamışken daha.

3 Haziran 2015 Çarşamba

İstanbul.
Seni çok özledim bilesin. Ya da bilmesen de olur. Bir filmin karesinde.
Müşfik Kenter seslenir Zuhal Olcay'a. Canımın içi boğazın kenarında.
Madem ateşin var, ne duruyorsun karanlıkta?