1 Temmuz 2015 Çarşamba

24 Haziran 2015 Çarşamba

Uzun ince bir yoldayım.
Gidiyorum gündüz gece.

15 Haziran 2015 Pazartesi

Ne dinliyorsun dedi biri.
Oysa hiçbir şey dinlemiyordun. Müzikle ilişkini askıya almıştın uzun zamandır. Bir zamanlar annenin "müzik duymak istemiyorum" cümlesini onun müziği bilmeyişine yaşamayışına yormuştun. Öyle değilmiş halbuki. Çok başkaymış. Ruhunun hiçbir şey hissetmek istemediği anlar gelirmiş hayatta. Hiç bir duyguya tahammül edemeyeceği. Neyse ki karadeniz var önünde upuzun, sessizce ufka uzanan, ve öfkelendiğinde hırsını büyük dalgalarını otobana doğru vurarak alan köpük köpük. Hiçbirşey dinlemediğini anlatamayacağın için, vinteuil sonatını dinliyorum dedin. 

10 Haziran 2015 Çarşamba

Şehri izliyorsun. Akşamüstü. Balkonun camlarından dışarı. Şehrin trafiksiz yolları. Az araç, az insan. Az muhabbet. Bol martı. Öyle demiştin. Tanrım, gittiğim şehirde martıların olmamasına nasıl dayanacağım?. Gittin. Çok martılı şehre. Bazen bir zamanlar tanıdığın insanlardan haber alıyorsun. Bir zamanlar onlarla paylaştığın şeyler geliyor aklına, en çok zaman. Çok geçmişte kalmış gibi şimdilerde. Çok gelecekte bir gün, yeniden başlama ihtimalin. Yeniden başlayamamışken daha.

3 Haziran 2015 Çarşamba

İstanbul.
Seni çok özledim bilesin. Ya da bilmesen de olur. Bir filmin karesinde.
Müşfik Kenter seslenir Zuhal Olcay'a. Canımın içi boğazın kenarında.
Madem ateşin var, ne duruyorsun karanlıkta?

22 Mayıs 2015 Cuma

Uzun zamandır olmadığım kadar yorgundum. Bu şehre geleli son bir hafta kadar çalışmamıştım. Akşamın mesai sonrası bir saatinde, alışverişi de yapıp arabayı park ettim. Poşetleri  ön koltuktan alırken bina girişinde duran  birini fark ettim. Muhtemel bir komşu, yüzü tanıdık. Komşuya her zamanki alışkanlığımla, benimle muhatap olmadan asansöre binebileceği kadar bir zaman tanıdıktan sonra ilerledim. Kapı henüz kapanmamıştı, son anda tuttum. "Aslında sizi bekledim." dedi muhtemel komşu. "yakaladım" dedim gülümseyerek. Komşu "nasılsınız" dedi. Birden aylardır, etrafımda gördüğüm, genel sosyal gerekler itibariyle selamlaşıp hal hatır sormam gereken insanlara ne kadar soğuk, mesafeli, huysuz durduğumu fark ettim. "teşekkür ederim, iyiyim, siz nasılsınız" dedim. Komşuda aynı nezaket söylemleriyle cevap verdi. Asansörden inerken de iyi akşamlar dedik hatta. Sadece çok yorgun olduğum için biran, içinde bulunduğum haleti ruhiyeden çıkıp normale dönmemin ne kadar kaygı verici olduğunu hissettim. Oysa hayatımın bundan 9 yıl önceki "başka bir şehirde yaşam kuruyorum" macerasında, insanoğlunun yaratılışı itibariyle sadece sokakta görüp selamlaştığı insanlara bile ihtiyaç duyacak kadar sosyal bir varlık olduğunu deneyimlemiştim. Kendi kendime daha sosyal olmaya çalışmak üzere söz verdim. Tabii ki tutamayacağımı bilerek.

9 Mayıs 2015 Cumartesi