25 Ağustos 2013 Pazar

   Yağmur o kadar güzel yağıyor ki. Çatıdaki küçük pencereye düşen iri damlacıklar, küçük yuvarlaklara dönüşüp dağılıyor. Çatı pencereleri yağmuru hissetmeye yarıyor demek ki daha çok. Islanmadan ama hissederek. Ve küçük liman, grileşen karadenizin sığ bölgesinde usulca kıvrılıyor. İlerde ufkun sisle örtüldüğü daha uzaklarda denizin içinde açık koyu  griler sakin dalgalar. Denizn açık gri yolları. Durmaksızın gök gürlüyor ve ıslak otobandan büyük kamyonlar geçiyor. Doğu karadeniz otobanı. "denizimizi bizden kopardılar". Mücadele edebilirdik. Edebilirmiydik? Dedemin elli yıl önce verdiği kararlar. Toprağın suyun denizin bize aitliği. Değil ki. Belki de hatayı burda yapıyoruz. Bize ait değiller. Onlara hükmetmeye çalışıyoruz. Kendi doğamıza bile aykırı olarak.

23 Ağustos 2013 Cuma

   Burada, ormanın ve denizin kıyısındaki evde, günlerdir ilk defa oturuyorum. Üstelik çok ciddi bir sorun olmaksızın, hatta yapacak iş olmaksızın. Sessizce durup, denizi seyredebiliyorum, kendi türüm dışındaki canlılarla beraber, kuşlar, böcekler, kediler. Herşeyin sadece insan için olduğu şehirden uzak. Arasıra tepenin aşağısındaki otobandan geçen araçlarda olmasa bir süreliğine insan bütün şehir yaşamını unutabilir. Hep burada yaşadığını sanabilir. Yada hep burada yaşayacağını.

22 Ağustos 2013 Perşembe

Şehir insanının fındık toplamakla imtihanı. Tabii ki o ağaç haline gelmiş fundalığın genişlemiş gövdesine çıkıp ayağınla dalları sallarken, farkında olmadığın bedeninin zayıflığını, eve dönüp koltuğuna oturmaya kalktığında sırtında saplı duran bir bıçak olduğu hissiyle farkedersin. Ve geç olmuştur artık, kimbilir kaç gün daha bu acı ile yaşayacak olmanın sevimsiz öngörüsü ile kalakalırsın. Bedenin ne çabuk başka birşeye dönüşmüştür.

13 Ağustos 2013 Salı

 Hayatımda ilk defa içimde karşımdakine fiziksel acı verme hissi doğuyor. Mesela kafasına sert bir cisimle vurmak olabilir. Hem ciddi bir beyin sarsıntısı geçirirse belki olanı biteni daha net görebilir. Fakat gel gör ki karşımdaki 1.80 boyunda, iki katım ağırlığında ve 4000 km uzakta. Eğer bir gün kızımı sağlıklı bir birey olarak yetiştirebilirsem, ki bu "babasına rağmen" oldukça zor görünüyor, ne yaşanıp bittiğini anlayacak. Şimdi susuyorsam sadece bunu  bildiğim için.

2 Ağustos 2013 Cuma

Popper ve huzur dolu bir iftar üzerine.

 Yüzünü çevreleyen gümüş bir hare gibi beyazlaşmış sakalların ve gülümseyişinle karşımda oturmuş sakince puronu içiyor ve popper'dan bahsediyordun.
"Yanlışlayamadığın şeyleri de doğru kabul etmen gerektiğini söylüyor, yani bir bilginin doğrulanması değil, yanlışlanamaması"
Arkamızda şehrin en güzel tepelerinden birinde gecenin sessiz sakin uzanışı.
Popper, Karl. Klasik bilim görüşünü ve dolayısıyla tümevarımcılığı reddederek yanlışlamacı bilim anlayışını geliştirmiş olan çağdaş bilim ve siyaset filozofu.Popper'a göre, hipotez yada teori doğrulanmak için değil de yanlışlanmak için test edilir. Onun en önemli yeniliği de burada ortaya çıkar. Hiç bir bilimsel teorinin kesin sonuçlu olarak doğrulanamayacağını öne süren filozof, demek ki mutlak hakikat düşüncesinden vazgeçer. Felsefe sözlüğü, Ahmet Cevizci.
Kimliklerimizden arınıp sadece iki kişi olarak konuşabilmek.

27 Temmuz 2013 Cumartesi

"Ah ben senin lazanya yaptığını da bilirim" dedi telefondaki ses, blogu okumuş gülüyordu. "Sıksan portakallı ördek de yaparsın sen, de işte  yaptıracak adam lazım" Gülmeye devam ettik. Hayatımızda ayda bir bile olsa bizi güldürebilen insanların olması ne güzel birşey diye düşünüyordum. Bahsettiği zamanın neredeyse bir ömür kadar uzakta olmasına rağmen. Benim bile unuttuğum günlerimi hatırlayan.

21 Temmuz 2013 Pazar

Herşey pazar sakinliğinde. Telefonum olmasa. Birkaç film, ve mrs dalloway, ve bütün gün uzanmaktan başka yapılacak şeylerin hepsini erteleyebilme lüksü. Gözlerimi kapayıp televizyonda izlediğim  programdaki  kadının tarif ettiği yemeğin bütün ayrıntılarını hatırlayabiliyorum. Ramazanın etkisi mi yoksa, aniden ortalığa çıkıveren talibimin zorunlu olarak çağrıştırdığı  gerçekten akşamları "yemek" hazırlayabilen bir kadın olabilir miyim sorusunun aklımı karıştırması mı. Hayır demişti Arsan, asla evde ç.kü olan biri varmış gibi yemek hazırlayamazsın!. Ben daha çok evde küçük bir kız varmış gibi yemek yapıyordum, haklıydı.
Talibi incitmeden göndermek ve akşama o yemeği yapmak lazım.